TURK INTIKAM BIRLIGI "EVET IRKCIYIZ" DIYOR "SILAH ALIN DIYOR ADRESLER VERIYOR"!


 

http://turkcutepki.sitemynet.com/  http://www.turkintikambirligi.tr.cx/ http://www.basbugataturk.tr.cx/ den alinmistir.

Türk ırkının bireyleri olarak, soydaşlarımızın milli ve manevi değerlerine sahip çıkmaları, Türk devletinin ve ırkının içinde bulunduğu ağır şartları göz önünde bulundurarak, her zaman için silah bilincini yaşatarak kendimizi ve bizden sonraki nesilleri savaşa hazır bir askeri ruhla yetiştirmemiz lazım, geleceğimizi emanet edeceğimiz, Türk soylu evlatlarımızı bu bilinç ve şuur içinde geleceğe taşımalıyız. Amaç ve gaye Türk ırkının savaşcı ruhunu canlandırmak, Türk ırkını şahlanışa götürecek ve iç mihratları kökten yok edip bertaraf edecek konuma getirmektir. “(Ermeniler, Kürtler, Farslar, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler, Ruslar, Araplar, Yunanlılar, Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Japonlar  Amerikalılar ve İsrailliler)” İÇ ve DIŞ DÜŞMANLARIMIZDIR!...

MHP ile Türkçüler arasındaki ayrilma 69 adana kongresinde CKMP'nin isim ve amblem değişikliği konusunda ikiliklerle birlikte başlamıstır.
MHP içindeki islamcı kanadın üç hilal olmasını istedikleri amblemi karsılarındaki Türkçü kesimin bozkurt olarak istemesi ile beraber ilk görüş ayrılığı kendini göstermistir.
Bu arada parti içinde yapılan görüşmelerde Rıfat Baykal ve Muzaffer Özdag bozkurt ableminden yana tavır koyarak MHP içindeki islamcı akımdan yana olan başta o yüksel serdengecti,dundar taser,faruk akkulah hüseyin üzmez gibi partililere karşı taraf olmuşlardi.
kongre esnasında serdengeçtinin''biz osmanlı torunlarıyız,üç hilalin amblem olması gerekir''sözü CKMP'nin büyük bölümünde destek bulmustur.
Istanbul Türkçüler derneği ve universiteli Türkçüler buna şiddetle karsı çikarak bozkurt ambleminin kabulunu istemekteydiler. Parti içinde ise asker kokenliler , Atsızın izinden gidenler yine aynı görüşün paylaşımcıları oldular.
CKMP'nin kurultayında Türkçüler ile hilalciler arasında gerginlikler oluşmaktaydı ,Türkçüler gösteriler yaparak amblem konusunda taviz vermediler.
Türkçü gruba destek veren Rıfat Baykal, Muzaffer Özdag ile beraber Abdulhaluk Çay, Niyazi Adıguzel, Ufuk Şehri, Mustafa Ok, Kürsat Özkan gibi önemli kişiler vardı.
Kurultay divanı parti ismini milliyetci hareket, amblemini üç hilal olarak değistirmiştir. Bunun üzerine kurultayda karişıklıklar ve sertlikler meydana gelmiştir. Mhp içinde Türkçü kesime karşı düşmanca tavır kongrede Türkçüleri destekleyen divan başkanı Orhan Kalelinin görevinden alınmasıyla aleni bir hal almıştır.

MHP DEN AYRILIŞ

Kongreden sonra Türkçüler aralarında toplantı düzenleyerek kongreyi tartışmışlardır .Sonuç olarak MHP'nin Türkçülükle bağdaşmadıgını islamcı bir hal aldığını ve MHP ile yolların ayrılması gerektiği kararına varmışlardır. Lider, teşkilat, doktirin anlayışı ön planda olan fikir ve kadro anlayışının geri plana atıldığı Türkçülükten uzak sentezci, ümmetci bir parti ile Türkçü ,laik kesim tamamen yollarını ayırmıştır 69 adana kongresi ile beraber
MHP İÇİNDEKİ TÜRKÇÜLÜGÜ REDDEDEN, sentezci ve ummetci fikrin hakimiyeti adana kongresinde çok bariz örneklerle su üstüne çıkmıştır. Bu örneklerden sadece iki tanesini size burada aktarmak istiyorum. İlk olarak dönemin adana il başkanı Faruk akkulahın konuşmasında mhp'nin mantığını açıklayan bir bölüm ''partimiz ben Türküm diyen ve kendini Türk sayan her insanı Türk kabul eder ve ırkçılığı tamamiyle reddeder biz milleti kanda değil ,kultur ve ideal birliğinde arıyoruz.
İkinci olarak kongrede sadi somuncuoglu ve kamil turanın bozkurt amblemli gencleri ''aranızda samanist olmayan samanistler var'' diyerek kışkırtıcı laflarda bulunması ve bozkurtun bir tötem olduğunu put olduğunu islamla bağdaşmadığını belirten saçma sapan laflarla gençler arasına nifak sokmaya yöneliklaflar ettiğini unutmamamız gerekir.
Ayrıca tüzükte bulunan Atatürkçülük maddesinin kaldırılmasına yönelik çalışmalar olması bu maddelerin değiştirilmesine yönelik çalışmalar partide bulunan anti Atatürkçü, tarikatcı kesimin varlığının ispatıdır.
Türk islam davası yönundeki bir parti ile birlikte siyaset yapılamayacagına karar veren Türkçüler partiden ayrılmaya karar vermişlerdir. Kendilerinin idealist insanlar olduğunu belirten Rıfat Baykal ve Muzaffer özdag MHP yönetimini politik ve oy avcısı olarak nitelendirerek MHP'nin islami değerlere bağlı, tarikat ve cemaat mensubu kişilere adaylık teklif ettiğini ve bunları aday olarak gösterdiğinide açıklamışlardır. Baykal, Özdag ve arkadaşları MHP'nin oy avcılığı,din istismarcılığı yaptığını MHP'nin islamcı,Atatürk ilke ve inkilaplarına mualif bir çizgide ilerlediğinin tespitine karar verip partiden ayrılmalarını gerekçelerini böylelikle açıklamışlardır.
Kongre öncesi Türkeş özellikle Türkçülere amblemin bozkurt olacağının garantisini vermiştir. Fakat kongrede bunun bozkurt olmayacağı belli olmuştur.
Netice itibariyle 69 adana kongresinde Türkçüler ile MHP arasında büyük uçurumlar oluşmuştur. MHP Türkçülükten taviz veren bir yapı oluşturarak siyaset Türkçülüğünde yer almıştır. MHP artık islamcı,sentezci bir parti olmuştur. İslamcılar sürekli Tanrı yok allah var bozkurt yok hilal var ırkçılık yok ümmetcilik var bilinciyle Türkçülere karşı Türk ırkının üstünlüğüne inananlara karşı cephe almışlardır. Bu danişıklı dövüş yıllardır devam etmektedir. MHP'nin ise durumu bellidir Türklük bilinciyle yaşayan insanların milliyetci bir parti görünümüne aldanarak verdigi oylarla ayakta durmaktır.

69 tarihi bir dönüm noktasıdır. ABD'den patentli Türk-İslam sentezinin görüş olarak benimsendiği tarihtir. Nedir Türk-İslam sentezi? "Türk-islam sentezi 1960'lı yıllarda amerika'nın hemen hemen tüm dünya ülkelerinde sistematik bir şekilde uyguladığı anti-komünizm politikasının ürünüdür. Milliyet ve din kavramlarını reddeden komünizm ile mücadele etmenin yolu olarak milliyetçilik ile din karışımı suni akımlar amerikalılar tarafından birçok ülkede oluşturulmuştur. Hristiyan ülkelerde hristiyanlık ile o ülkenin milliyetçiliği karıştırılarak anti-komünist akımlar oluşturulmuş, Türkiye'de ise Türk-islam sentezi peydahlanmıştır."

Geniş kitleler Türkeş adını ne zaman duydular? Daha çok 60 ihtilalinde.. 60 ihtilalinde şu deniyor: "Türkeş'i tanıyoruz. Irkçılık-Turancılık davasında Türkçülerle beraber yargılandı." Evet.. Yargılandı da, yargılanma sebebi Atsız Atamız'a yazdığı mektuplardı. O mektuplar bulunmasa yargılanmasına da bir sebep yoktu aslında... Neden kimse Türkeş'in mahkeme heyetine o tarihlerde yazdığı 'pişmanlık' ifadeleri ile dolu 'ben suçsuzum, affımı istiyorum.' şeklindeki mektuptan bahsetmiyor. Tırnaklarının çekildiği de yalandır. Birileri ismini destanlaştırmak için bunu söylüyorlar. Türkeş'in tırnakları çekilmemiştir. Kendi ifadesidir tırnaklarının çekilmediği... Bunu Yavuz Bülent Bakiler Türkeş'in ağzından duyduğunu söylüyor. Ama, başta Atsız Ata olmak üzere bütün Türkçüler müthiş işkencelerden geçtiler. Hiç bir zaman mektup yazma gibi bir zayıflığa düşmediler.
'Türküz, bize isnat edilen suçta Irkçılık ise biz ırkçıyız. Kim haklı kim haksız tarih önünde anlaşılır' diye haykırdılar.

ÜMMETÇİ MHP ve Aşağılık kürtleri koruyan ÇAPULCU ülkücüler

Başbuğ Atatürk'ün kurduğu, Türk dünyasının kalesi olan Türkiye cumhuriyetinin kuruluşunda ki öz düşünce Türkçülüktür. Türkçülük devletimizin temel felsefesidir. Başbuğ Atatürk'ün uçmağa varışından sonra Türkçülüğü etkisiz kılmak için emperyalist güçlerin yerli işbirlikçileri, Türkçülüğe ve Türkçülere karşı saldırıya geçmişlerdir. Başbuğ Atatürk'ün uçmağa varışından sonra Türkçüler, Türkçülük ülküsü için canlarını ortaya koyarak direnmişlerdir. Bu kutlu direniş Atsız Ata'mız önderliğinde 1944'de yeniden alevlenmiştir. "Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir" adlı yazı üzerine Atsız Ata'nın etrafında bulunan sözde milliyetçi, fakat asıl ideolojileri Osmanlıcılık ve ümmetçi ülkücülük olan grup, çıkar ve memfaat uğruna Atsız Ata'nın yanından ayrılırlar. Bu dönemde Türkçülüğün yükselişinden rahatsız olan emperyalist güçlerin yerli işbirlikçileri, Türkçülüğü ümmetçi ve Başbuğ Atatürk düşmanı olarak göstererek soydaşlarımızı yanlış yönde yönlendirmişlerdir. Böylece Türkçülük Başbuğ Atatürk'ten kopartılmış ve yükselmesinin önüne geçilmek istenmiştir. 1944 ve sonrası Türkçülüğü ümmetçi çizgiye çekenler bellidir. Bunlar Osmanlıcı, ümmetçi ülkücüler ve Başbuğ Atatürk'ü kullanan sahte Atatürkçülerdir. Sahte Atatürkçüler, Türkçülüğü Atatürk düşmanlığı olarak gösterilmesini sağlayarak Türkçüleri devletle karşı karşıya bırakmak ve Devlet içinde konumlarının sürekliliğini sağlamaya çalışmışlardır. Osmanlıcı, ümmetçi ülkücüler ise Türkçülüğü esas amacından saptırmış bir şekilde kendi bünyelerine katarak Türkçülüğün yükselmesinin önüne geçmeye çalışmışlardır, amaçları kendi servetlerinin ve konumlarının sürekliliğini sağlamaktır. Menfaat ve çıkar uğruna, sahte Atatürkçüler ve Osmanlıcı, ümmetçi ülkücüler gibi iki ayrı topluluk Türkçülüğe karşı saldırılarını günümüze kadar yoğunlaştırarak arttırmışlardır. Türkçülüğe yapılan en son saldırı MHP genel başkanı ümmetçi ülkücü Devlet Bahçeli'nin Türk Milliyetçiliğini ümmetçi bir anlayışta yeniden tarif etmesi olmuştur, ümmetçi ülkücü Devlet Bahçeli'nin yaptığı açıklama şu: ''Kan bağına ve soya dayalı milliyetçilik anlayışını reddediyoruz'' diye açıklama yapmıştır, Türkçülüğün özü kan ve soy bağına dayalıdır,Türkçülüğe yapılan bu saldırılara duyarsız kalmayacağız bunun hesabını vereceksiniz bekleyin gün ola devran döne. Devlet Bahçelinin açıklamalarında, Türk budununun omurgasını zedeleyecek bir açıklama daha var Bahçeli:''Türk milliyetçiliği, Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi Türk sayan, her türlü ayrımcılığı ve dışlanmayı reddeden, birleştirici, toparlayıcı ve bütünleştirici bir zihniyeti temsil eder'' Bahçelinin bu açıklamaları gaflet dalalet ve hıyanettir, Türk kanı tasımayanları, soysuzları, devşirmeleri ve etnik özürlü kürtleri, Türk sayarak kime hizmet ettiği ortadadır, ümmetçi ülkücülerin bu hareketleri Türklüğe, Türkçülüğe ve Türk devletine yapılabilecek en büyük hainliktir. Ey Bahçeli sen kim oluyorsun da binlerce yıllık Atalarımızın Türkçülük anlayışını yeniden tarif etmeye kalkıyorsun!!! Ey Bahçeli sen kim oluyorsun da Türklerin kutlu sevdası Turana giden yolda, Türklerin kürtlerle birlikte hareket etmesi ve onları Türk olarak kabul etmesini istiyorsun!!! Görüldüğü gibi ümmetçi ülkücülerin ne Türklükle ne Türkçülükle bir alakaları yoktur, onların amacı ellerindeki var olan belli kitleyi sömürmek ve Türkiye üzerindeki oynadıkları kirli oyunu soydaşlarımız üzerinden gerçekleştirmektir. Bazı arkadaşlar ülkücülerin içinde sağlam Türkçülerin bulunduğunu iddia etmektedirler bu bir yanılgıdan başka bir sey değildir. Serefli ve haysiyetli bir Türkçü Bahçeli ve ülkü ocaklarının yaptığı hainliklere ortak olmaz tavrını koyar ve Türkçülerle birlik içerisinde Türkçü bir teşkilatta davasına sarılır. Türklüğe ve Türk devletine yapılan bu hainlikler karşısında, hala ülkücü teşkilatlarda bulunuyorsa o kişi çıkar amaçlı bu davayı kullanmaya çalışıyor demektir.

Adı ``Milliyetçi Hareket Partisi`` Bu partinin yakından uzaktan Türk milliyetçiliğiyle alakası yoktur, parti içindeki düzene bakmak yeterli MHP uyeliği olanların %85i gayri Türk unsurlardır. Bu kadar gayri Türk etnik özürlü lümpen takımının partide bulunması Türk ırkına hainlikten başka bir sey getirmez. Türk milliyetçiliği adı altında insanlarımızın dini ve manevi duygularını sömürerek onların üzerinden rant sağlayan oylarını sömüren ve kendi memfaatleri için her türlü entirikalara giren hain partidir.
57. hükümette gördük bu soysuzları satılmış Ecevit'in kucağına oturdular, Rahsan çırpıntısının eteğini öptüler. Devlet bahçeli sahsiyetsiz olduğunu gösterdi. Bu ülkücü mhp'liler birde ``Turan`` dan bahsederler fakat öte yandan avrupa birliğinden yana olduklarını 57. hükümette iken avrupa birliği uyum yasalarının altına imza atan kurdce eğitimin önünü açan teslimiyetçi mhp'dir. Doğu Turkistan'da ırkdaşlarımız kan ağlarken bahçeli denen sahsiyetsiz Çin devlet baskanı ile pozlar vererek dostluk antlaşmaları imzaladı ayrica terorle mücadele antlaşmaları imzalayarak DOĞU TüRKiSTAN`daki soydaşlarımızı terorist olarak nitelemiştir teslimiyetçi Devlet bahceli.
Türkiye`mizde depremler olmustur, bu ortamda bile devletten dolaylı yönden ihaleler alarak tüğü bitmemiş yetimlerin paralarını hortumlamişlardir, KORAY AYDIN örneğinde olduğu gibi, bu çakal bakanlığa getiriliyor öte yandan adamın şirketleri harıl harıl çalısıyor, bu mhp'deki tutarsızlığın göstergesidir. Bunun gibi yüzlerce örnek konulabilir. Türk tarımına en büyük darbeyi vuran 57. hükümet yani MHP'nin bizzat ta kendisidir, çiftçimize kotalar koyarak imf'nin direktiflerini onaylayarak çifçilerimize kara günler yaşatan gene bu satılmış teslimiyetçi MHP'dir, bir yandan komunist militanlara, katillere, soysuzlara, vatan hainlerine aflar çıkardılar, öte yandan vergi borcu olan çiftçilerimizi hapisanelere tıktılar iste bunlar sozde milliyetçi geçinen hortumculardir.``Görünen Köy Kılavuz Istemez``

Kıbrıs göçmeni Türkeş tarafından yıllarca söylenen, yıllarca dillendirilen “kürtler bizim din kardeşimizdir, biz bir ağacın dallarıyız et ve tırnak gibiyiz ayrılmaz bir parçayız.” Sözü Türk milletinin yıllarca uyanmasını, düşmana karşı bilinçlenmesini ve düşmanı analiz etme kabiliyetini baltalamış, Türkün baş düşmanları din adı altında yıllarca kardeş gösterilmiş bu yetmiyormuş gibi Türkeş yüzünden milli hassasiyeti olan Türk gençlerinin kürtlerle evlenmesinde kız alıp vermesinde bir sakınca görmemiş ve buna tepki vermemiş, yıllarca din kardeşliği adı altında göz yummuşlardır. Bu etkileşimden dolayı çoğu Türk gençi yabancı unsurlarla evlilikler gerçekleştirmiş ve melezleşmişlerdir. Bu melezleşmenin baş mimarlarından biri Kıbrıs göçmeni Türkeş'tir.

Türk islam ülküsü adı verilen düşünce sapık bir ideolojidir. Bu düşüncenin ne Türklükle ne Türkçülükle yakından uzaktan alakası yoktur. Türk islam ülküsü düşüncesi Türk ırkını içten içe kemiren bir virüstür, soydaşlarımızın milli reflekslerini törpüleyen bozuk bir ideolojidir.

Türk islam ülküsü düşüncesi Türkün kültürünü yozlastıran ve Türk ırkının saflığını kırdırtan bir düşüncedir. Kendilerine ülkücüyüm diyen devşirme yobazlara baktıgımızda Türk islam ülküsünü benimsemiş soysuzlardir. müslüman müslümanın kardeşidir diye aşagılık kürtleri kardeş görmüşlerdir, kız alıp kız vererek melez bir kitle haline dönüşmüşlerdir.

Günümüzde de bu insanlar kendilerine Türk milliyetçisiyim diyor ne alaka!! Türk milliyetçiliği adı üstünde Türkün milliyetçiliğidir. Asağılık bir kürt Türk milliyetçiliği yapamaz, ama bu soysuz islam sentezcisi ülkücüler teşkilatlarına kürtleri sokuyor ve aşagılık etnik özürlü lümpenlerle kol kola milliyetçilik yapıyorlar, aşagılık bir kürt o ocaklara gelen asil Türk evlatlarına ne verebilirki ancak Türk-kürt kardeşliği afyonunu ortaya serper buda Türk ırkını gaflet uykusuna sürüklemektir, iste bunlar Türk islam ülküsü gebe bıraktığı sorunlardir.

Kıbrıs göçmeni Türkeş Türk milliyetçiliğini zamanında tekeli altına almayı başarmıştır, söle geçmişe bir göz atacak olursak alparslan Türkeş’e 2 yıl ABD de eğitim verilmiştir ve Türkiye de dıştan gelme ideoloji komunizm rüzgarı estiği dönemlerde alparslan türkes Türkiye’ye gönderilmiştir ve Türkçülük hareketlerinin içine girerek Türkçülüğü ummetçi çizgiye çekmek, Türkiye de hızlıca kitleselleşmek için Türkiye’nin mevcud yapısını yani sosyal dengelerini iyi hesaplama yoluna gitmiştir. Çoğunlugu kağıt üzeri müsluman görünen bir ülkede hangi argümanı kullanabilirdi ``islam`` argumanını tabiki ve kullanmıştırda zaten islam-sentezini Türk milliyetciliği olan Türkçülüğe yamayarak, O dönemlerde dünya iki kutba ayrılmıştı bir tarafta amerika diger tarafta moskoflar Türkiye ise arada Tampon bölge olarak komunizme karşı direnecek tek kale olarak kalmıştı, dolayısıyla ABD emperyalizmi Türkiyedeki bazı İslamcı milliyetçi akımlarını desteklemiştir, kendi çıkarlarını kollayacak maşa olarak ülkücü diye adlandırılan ummetçi islam sentezcileri en uygun maşa olarak görmüş ve desteklemiştir.

Kıbrıs göçmeni Alparslan Türkes’in Türk milliyetçiliğine Türk islam ülküsünü yamamasında dış güçlerin baskıları etkilerini göstermistir. Türkçülük rayından saptırılmış artık dış güçler milli hassasiyeti olan soydaşlarımızı ülkücüler eli ile kullanmaya yeltenmişlerdir. Şu an kendine ülkücüyüm diyenlerin gerçek Türk milliyetçiliği olan Türkçülükle bir bağları kalmamıştır, onlar artık yobaz nizamı alemci şeriatcı islam birliğini savunan dış güclerin usağı haline gelmiştir. Partileri MHP’ye baktığımızda da bu açık seçik ortadadir, güney doğudaki ocakları kürtlere devretmişlerdir.AKP ye baktığımızda 70 tane eski MHP kökenli milletvekili vardır. Bunların 30 tanesi aşağılık kürttür, bir önceki ülkü ocakları başkanı Alişan satılmış`da aşağılık bir kürttür, Türk milliyetçiliği bu soysuzlarla özdeşleştiği için milli ve manevi duyguları kabarık olan gençlerimiz bunları milliyetçi sanıyor ve kolaylıkla bu yobaz ümmetçi islam sentezcilerinin eline düşmekte ve beyinleri yıkanmaktadir.

Gerçek Türk milliyetçiliği Türkçülükte dini siyasete alet etmek yoktur, Türkçülükte Türk ırkının üstünlüğüne inanma ülküsü vardır, her şey Türk için Türk’e göredir. Türkçülüğün kıstaslarında dilde birlik ,iste birlik, fikirde birlik, soyda birlik olgusu mevcuttur yani önemli olan Türkün Türklüğüdür, dini degil!! Her insan inancında hürdür inançlari bahane ederek veya Türk islam ülküsü safsatasını ortaya atarak milli enerjimizin boşa gitmesine neden olmak hainlikle eş değerdedir. Dolayısıyla ülkücü ve mhp’liler de haindir, Türk ırkını içten içe kemiren bu soysuzlara karşı Türkçüler olarak her platformda savasacagiz.

68 SAVAŞAN ATSIZ

 

TÜRKİYE'Yİ KEMİREN HASTALIK ŞERİAT ve ŞERİATÇILIK

 

Gerçeği aradığımızda, Türklerin Müslümanlaştırılma sürecinin irkilten bir vahset süreci olduğu soğuk gerçeği yüzümüze çarpıyor. Daha ötesi, Arap ordularınca uygulanan, benzerine az rastlanır zulme rağmen, Türklerin İslamiyete karşı çok uzun süre direndiğini görüyoruz.
İşte resmi ve geneleneksel söylemin ısrarla gizlenmeye çalıştığı bu gerçeğin aydınlığa kavuşturulması, şeriatçılığın, soydaşlarımızı yakabilecek denli pervasızlaştığı günümüz Türkiye'sinde her zamankinden büyük önem taşımaktadır. Çünkü Türkler'in hidayet aşkı ve coşkuyla Müslüman oldukları önyargısı, kişiyle tanrısı arasındaki o saf ilişkiyi istismar ederek toplumumuzu 7. yüzyıl karanlığına götürmeye çalışan Şeriatçıların en temel ideolojik gerekçelerinden birini oluşturuyor. Unutulmamalıdır ki bugünü anlamak, aydınlık bir Türkiye yaratabilmek için doğru bir tarih bilincine sahip olmak zorundayız. Bu koşullarda Müslümanlığı, şeriatçı bir siyaset düzeyinde kurumlaştırmaya çalışanların aksine, kişiyle tanrısı arasında, siyasal ve sosyal hayatı boğmayan saygın bir vicdanı inanç tercihi olarak kurumlaştırılabilmek için tarihsel gerçeklerin de bilincinde çıkarılmasına gereksinim vardır.
Şeriat yapısal olarak herkezi, yalnızca sorgulayan ve karşı olanı değil, taraf olmayanlar da dahil farklı olan her şeyi boğma potansiyeli ğösteren bir muhtevaya sahiptir. Dolayısıyla onun spekülasyondan ibaret olan ideolojik ve tarihsel arka planını gözler önüne sermek, laikliğin çağdaş, toplumcu ve baskıcı olmayan bir savunusu açısından da geciktirilemez bir zorunluluktur. İslam ordularının gerçekleştirdikleri yayılmada temel yönlendiricinin dinin yayılması olduğu düşünülmemelidir. İslam tarihinin, peygamber'den başlayarak bütünü incelendiğinde, bizzat fiili davranışlarda rahatlıkla görülebileceği gibi, yayılmalarda öncelik, dinin yayılması gibi görünüşte maddiyattan arındırılmış bir amaç değil, talan ve sömürgecilik olmuştur. ilk sömürgecilik Araplarca uygulanmıştır. Bizzat Asr-ı saadet halifesi Ömer zamanında Mısır'ın işgalinden başlayarak, 642'de kılıçlarla ele geçirilen Mısır'ın işgali sonrasında ilk iş Kıptilerin islamiyede kazanılması değil, ülkenin talan edilmesi ve ardından en verimli topraklarına el konarak oralara Arapların yerleştirilmesi olmuştur. İslamın bizzat yöneticileri tarafından yoğun bir Müslüman nüfus göçü organize edilmiş, bu bağlamda Kıpti Mısır Araplaştırılmış, dahası Firavunlar döneminde büyük bir medeniyet yaratmış olan tarihinden dolayı aşağılanmıştır. Ağzından millilik sözcüğünü düsürmeyen seriatçıların milliliği nasıl bir şeydir? Öncelikle anımsatalım ki, onların literatüründe milliliğin anlamı, bilimsel anlamından tamamen farklı orduğu bir yana, sokaktaki insanın anladığından da tamamen farklı, soycu değil, İslam toplumuna ait olma anlamını taşımaktadır. Dolayısıyla kavramlaştırma olarak bütünüyle gayri milli bir anlam taşır. İkincisi, bu millilik soycu değerler ya da çağdaş insanlık değerleriyle değil, 7. yüzyıl arap değerlerince belirlenen bir bağlanma biçimidir. Dolayısıyla böyle bir millilik çerçevesinde sağlanacak birlik ve beraberliğin, çağdaş değerlerin baskısından kurtulunduğu oranda geriye, götürmesi kaçınılmazdır. Yani yayılma, talancılık, kölecilik, kadınla erkeğin hukuki eşitsizliği, farklı düşünenin Şeriat hükümlerince ezilmesi vb. Şeriatçılığın milliliği aldatmacadan başka bir şey değildir. Çünkü bu millilik bütünüyle Arapçılıktan, arap milli değerlerince beçimlenmiş kuralları toplumumuza zor ve cehennem tehdidiyle dayatmaktan ibarettir. Ama bunların ötesinde bir gerçek daha var, o da şeriatcıların arap olmayan budunlar nezdinde milli onurlarını savunabilmelerinin kendi doğalarına ters olduğudur. Çünkü şeriatcılık, arap olmayan istisnasız tüm kavimlere kılıç, işgal, talanla ve paralı askerlerle gitmiştir. Arap olmayan bir budun mensubundan daha çok olmak üzere, bir Türk şeriatcısı için milli onur, cehennem korkusu ve cennet karşılığında satın alınmış değersiz bir kavramdan ibarettir.
Türkler, Arap/İslam yayılmasına karşı yüzyılları aşan bir direniş gösterebildiklerinden dolayı, şeriatçılığın Türk milli kimliği ve tarihi karşısındaki gerçekliği hiçbir şekilde hazmedilemez yoğunluk ve süreklilikte suçlarla örülmüştür, işgal, talan, katliam, köleleştirme, tecavüz, işkence, haraç, sürgün, dinsel değerlerinin imhası ve benzerinin katmerlisiyle uygulandığı, buna karşılık Türklerin bu arap tecavüzüne karşı yurtları ve değerlerini savunmak için direndikleri, tekrar tekrar direndikleri bir süreçtir. Tarihsel gerçekler ışığında iddia edebiliriz ki, İslam dini soydaşlarımızın bilincine kanla katliamla girmiş ve katliamları soydaşlarımızın bilincinde meşru, cehennemden kurtulmak ve cennete ulaşmak için yapılması gereken bir zorunluluk haline getirerek, soydaşlarımızda olumsuz bir etki yapmıştır. Şeriatçılık, 7. yüzyıl arap gelenek ve gereksinim
lerince biçimlenmiş bir doğmalar bütünüdür. Şeriatçılık kişiyle Tanrısı arasındaki ilişki biçimiyle yetinmez, insanlarla insanlar arasındaki her türlü ilişkiden tutun da devletler arası ilişkiler, ekonomi, siyaset, vb. her alana hem cezai yaptırımlarla karışır. Neden böyle olmüştür, çünkü İslamiyet hem muhammedin döneminde devlet olmuştur, dolayısıyla karşılaşılan her sorunda belirlenen tavırlar, etkili kılınmak için Allah adına telaffuz edilmişlerdir, hemde takip eden halifeler döneminin sorunlarına getirilen yeni yeni çözümlerin üst üste binmesiyle oldukça kapsamlı (ama o ilkel koşulların ihtiyaçları ve anlayışlarınca biçimlenmiş) bir hukuk çıkmıştır ortaya. Özetle hayatın düzenlenmesinde topluma bireye söz hakkı tanımayan, hayatın her hücresini düzenlemeye kalkan totaliter bir din olarak şeriatçılığın, laiklikle bağdaşması düşünülemez. Günümüz koşullarında totaliter bir dini, kişiyle tanrısı arasındaki saf ilişki tarzından çıkarıp bir siyaset aracı olarak topluma dayattınız mı, sözkonusu o dinin saygınlığını ortadan kaldırmanız bir yana, onu egemen kıldığınız oranda o toplumu çürütmeniz, geriletmeniz ve çöle döndürmeniz kaçınılmazdır. Tamamen vicdani, yani bireyin en dokunulmaz alanı olan farklı inanç biçimleri ve zamanla kaçınılmazlaşan (çünkü insan. Hayvandan ayrımla düşünen, dolayısıyla farklılaşandır) fikirsel değişmeleri Allahın dini adına engellemeye kalktığınız oranda, toplumu canlı kılan hayat damarları da koparılmış olacaktır. Geriye tek bir motivasyon aracı kalır, o da, fırsatını bulduğunuz her olasılıkta, dini başka ülkeler halklarına yaymak için cihat açmanızdır, ki bu da günümüz dünyasında artık imkansızdır. Bu noktada altını kalınca çizmemiz gereken bir gerçeklik var, yaşamsal ve tarihsel açıdan her şey için geçerli evrensel bir kural olarak, üretme yeteneğine sahip olmayan, verili nesnel koşullarla örtüşmeyen hiçbir şey yaşayamaz. Günümüz ve tarihte yaşamış, yaşanacağına ilişkin teorik olarak mükemmel kurgular yapılmış ancak yaşayamamış her şey gibi İslamiyet de, verili nesnel koşullarla örtüşmeyen, üretme olanağına sahip olmayan sistemler kategorisindedir. Bir sosyo ekonomik yapı olarak şeriatin uygulanabilme koşulları yoktur. Sokaktaki insanın şaşkına uğratılmış bilinci ve korkuları temelinde ola ki iktidar olduğu koşullarda ise onun üreteceği biricik sey, terörize edilmiş bir yaşam, önyargılar, kültürel ve ekonomik gerileme, ipleri eline geçiren mezhep/tarikat/parti aristokrasisinin neden olacağı toplumsal çöküntünün altında kalıncaya kadar, günden güne daha da kurumlaşan diktatörlüğüdür.

Mahmut Esat Bozkurt

Türkçü direniş hareketi'ni başlatan, Ulu Başbuğ Atatürk'ün silah arkadaşı Mahmut Esat Bozkurt 1892'de, İzmir-Kuşadası'nda doğdu. Hacı Mahmutoğullarından Hasan Bey’in oğludur.

İlköğrenimini Kuşadası ve İzmir Yusuf Rıza mektebinde yapan Türkçü Mahmut Esat Bozkurt, İzmir İdadisi'ni bitirdikten sonra 1908'de İstanbul Hukuk Mektebi'ne girdi.1912'de, İstanbul Hukuk Mektebi'nden mezun oldu.

1919'da İsviçre'nin Lozan kentinde kurulan Türk Talebe Cemiyeti'nin başkanlığına seçildi. O dönemlerde Türk yurdu izmiri işgal eden Yunanlı güçlere karşı başlatılan Türkçü Direniş Hareketi'ne katılmak için Kuşadası'na döndü ve Kuvayi Milliye'yi Kurdu.

Ulu Başbuğ Atatürk önderliğinde başlatılan Türkçü Direniş Hareketi'ne büyük katkılar sağlayan Başbuğ Atatürk'ün emirleri doğrultusunda cephelerde azimle kararlılıkla korkusuzca savaşan Türkçü Mahmut Esat Bozkurt, kahraman bir Türk direnişçisi olduğunu tarih sayfalarına altın harflerle kazımıştır.

Tüm yurtta başlatılan Türkçü Direniş Hareketini engellemeye yönelik girişimler başlatan ve isyanlar çıkaran gayr-i Türk unsurlar (Türk Kanı Taşımayan) Türk düşmanı isyancılar, Başbuğ Atatürk'ün emirleri doğrultusunda yerle bir edilmiş, isyana girişen bütün düşmanlarımız imha edilmiştir. Bu zaman diliminde Türkçü Mahmut Esat Bozkurt'un Türkçülerin gurur ve onur kaynağı şu önemli sözleri tarih sayfalarında şerefli yerini bulmuştur, 19 Eylül 1930 tarihinde Ağrı’daki kürt isyanı bastırıldıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanı sıfatıyla "Türk bu Ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir, saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette bir tek hakları vardır Hizmetçi olma, köle olma hakkı. Dost, düşman ve hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler" söylevi her Türkçü'nün Vatan ve Türklük müdafaası noktasında rehber edinmesi gereken söylevdir.

Türkçü Mahmut Esat Bozkurt, Cumhuriyet tarihinde "Bozkurt-Lotus" olayı olarak adlandırılan, Bozkurt adlı Türk gemisiyle Lotus adlı Fransız gemisinin 2.8.1926'da Ege'de çarpışması nedeniyle iki ülke arasında çıkan anlaşmazlıkta Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni Lahey Uluslararası Adalet Divanı'nda temsil etti. (1927).

Kazada 8 Türk denizcisinin ölmesi üzerine Fransız kaptan Türk Adliyesi tarafından tutuklanmış, bu tutuklama Fransa ile sorunlara neden olmuştu. Türkiye olayı Lahey Adalet Divanı'na götürmüş ve dava 7 Eylül 1927'de Türkiye lehine sonuçlanmıştı.

1934'de Soyadı Yasası kabul edildiğinde, Ulu Başbuğ Atatürk, "Bozkurt-Lotus" davasındaki başarısına ve Türk düşmanlarına karşı sürdürdüğü aralıksız Türkçü direnişi dolayısıyla çok değer verdiği Türkçü Mahmut Esat beğ'e "Bozkurt" soyadını verdi.

Mahmut Esat Bey, 1930 yılı sonlarında Adliye Vekilliği'nden istifa ettikten sonra, Ankara Hukuk Fakültesi'nde "Devletler Hukuku", Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde "Anayasa Hukuku" profesörlüğü yaptı.

21 Aralık 1943'de beyin kanaması sonucu İstanbul'da ölen Mahmut Esat Bozkurt, TBMM'de 1. Dönemden ölümüne kadar İzmir Milletvekili olarak görev yaptı.

Türkçü Mahmut Esat Bozkurt'un yazdığı bir çok eser arasında "Atatürk İhtilali" , "Türk İhtilalinde Vatan Müdafaası" ve "Aksak Timur'un Devlet Politikası" gibi değerli eserleri vardır.

Türkçü Mahmut Esat Bozkurt'un söylev ve demeçleri ("Atatürk İhtilali -I-" , "Atatürk İhtilali -II-" ve "Atatürk İhtilali -III-") eserinden aktarmalar,

"Saati çalınca ölümü, bir dost kucaklar gibi kucaklamak, büyük davaların ardı sıra koşan ihtilâlciler için kaçınılmaz bir zorunluktur." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Ölümden korkmamak, ihtilâle başarı sağlayan büyük hasletlerdendir. Bununla beraber, asıl olan ölmek değil, gerekirse hayatı hiçe sayıp ölümün üstüne güle güle yürümektir. Atatürk: ''Yolunuzda bir asker gibi ölmeğe hazırız'' diyenlere: ''Yolumda ölmeğe değil, yaşamağa ve öldürmeğe hazır olunuz! Döğüş san'atında asıl olan ölmek değil, öldürmektir,'' derdi." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Atatürk büyük feragat sahibi idi. Millet davası içinde hiçbir teşebbüste, ölüm karşısında göz kırpmadı. O, Çanakkale'de, Bağımsızlık Savaşında ve bütün hayatında hep böyle idi. Mektepten kurmay çıktı. Şam'a sürüldü. Hürriyet için çalıştı. Çanakkale'de bin bir güçlük içinde, kurşun yağmurları altında İngiliz ordularını yendi. O günün yabancı tarihçileri, onun için ''Çanakkale'de İngilizleri yenen adam!'' diyorlar." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Çanakkale savaşlarına dair olan şu anekdotu rahmetli Atatürk'ten duymuştum: Düşman, sür'atle siperlerimize yanaşıyormuş, alaya hücum emrini vermiş. Fakat yerinden kimse kıpırdamamış. Her yerden ateş yağıyormuş... Lâğımlar patlıyor, uçaklar bombalar atıyor, top tüfek dumanlarından göz gözü görmüyormuş, bu şartlar altında emir dinletmenin zor olacağını gören Atatürk, bandoyu çaldırmaya başlamış... Kendisi ayağa kalkmış, askere, ''Düşman kurşunu adam öldürmez. Bunu size göstereceğim ve sonra kamçıyla üç defa işaret edeceğim, o zaman siz de hücum edeceksiniz,'' demiş. Atatürk siperlerin üzerine çıkmış, kurşun yağmuruna göğüs vermiş ve kamçısıyla üçüncü işareti verince, alay süngü hücumuna geçmiş. Rahmetli bu hatırasını gözleri dolarak anlatırdı. ''Alay bütünüyle eridi... Fakat ortada bir yığın düşman ölüsünden başka bir şey kalmadı.'' derdi." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Türk genci! Düşman kalemiyle çizilen tabloyu görüyor musun?! İyi dikkat et. Bu tablo ebediyettir. O kadar büyük ve yüksek ki onu ebediyetler bile kavrayamaz ve kaldıramaz. İşte, Türk budur." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Atatürk yalnız dış düşmanla savaşmadı; iç düşmanlarla da uğraştı. Yeni ekonomisiyle, sosyal ve siyasal meseleleriyle bugünkü yepyeni Türkiye'yi yarattı. Atatürk'ün karşısına Büyük İskender mukayese konusu bile olamaz." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Kendi hesabıma son sözüm şudur: Bir ihtilâl hangi milletin hesabına yapılırsa, mutlaka o milletin öz evlâdının eliyle yapılmalı ve onun elinde kalmalıdır. Meselâ: Türk ihtilâli, öz Türklerin elinde kalmalıdır. Hem de kayıtsız ve şartsız. Yabancıların yardımı ile başarılan ihtilâller yabancılara borçlu kalırlar. Bu borç ödenmez." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Atatürk ölebilir mi? Türk milleti, Türk vatanı yaşadıkça o da yaşayacaktır." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Atatürk, bir şey buldu ki, bunu, öğüne öğüne her vakit söylerdi: Bu, Türk milleti, Atatürk'ün kanını taşıdığı millet idi. Atatürk yalnız Türk milletine güvendi. Milletin davasını, millete dayanarak açtı." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Türk milleti için seviye, söz konusu olamaz. O rejimlerin en yükseklerine lâyıktır. Onun seviyesini yüksek görmeyenler kendi alçak seviyelerini ifade etmektedirler. Milletinin seviyesini alçak görenden daha alçak bir kimse tasavvur olanumaz." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Türk’ün en kötüsü Türk olmayanın en iyisinden iyidir. Geçmişte Osmanlı İmparatorluğu’nun bahtsızlığı, ekseriya, mukadderatını Türklerden başkalarının idare etmiş olmasıdır." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Atatürk, Türk'ü dış bakımdan bağımsızlığın, şeref ve haysiyetin ucuna yükseltti. Medenî milletlerle bir yaptı. İç bakımdan, bütün otoritelerin üstüne çıkardı, egemen kıldı. Atatürk, Türk'e istilâ ve esaret mirasını değil, efendiliği bıraktı. Nerede kaldı ki, Sezar'ın fetihleri demirden bir Roma'ya dayanıyordu. Atatürk hiçten, bir demir Türk devleti kurdu." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Türk İhtilâlinin belirli yönü Türk milliyetçiliğidir. Türk olmaktır. Geçmişi bu prensip temizledi. Yeniliği bu prensip getirdi. Bütün Türk İhtilâli, bütün eserleriyle bu prensibe dayanıyor. Bundan en küçük bir yan çizme geriliğe dönüştür. Ve ölümdür.” Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Türk İhtilâli, Atatürk'ün kafasının büyük düşüncelerinin fotografisinden başka bir şey değildir." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Türk milletini oldu bittileri kabul eder, bunlara baş eğer sananlar; Türk tarihini dikkatle okumalı, ibret örnekleri almalıdır." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Atatürk'ü, sadece siyasal, ekonomik, sosyal bakımlardan, cihan tarihindeki büyük seleflerinin üstünde görmek, düşünmek ve yargılamak, tam bir şey olmaz. Atatürk'ün başka yönlerden de önce gelenlere üstünlüğü vardır. Atatürk vatan ve millet kurtarmakla kalmadı. Atatürk siyasal, sosyal, ekonomik bakımlardan en radikal reformları başarmakla kalmadı. O, Türk milletine eski tazeliğini, eski çevikliğini, eski canlılığını vercek çareleri de düşündü. Bunları olanca hızıyla geliştirmeye çalıştı. Ne yazık ki ömrü vefa etmedi. Bununla beraber ölümüyle, açtığı bayrak yere düşmedi. Bayrak o hızla esmekte ve yürümektedir." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Atatürk'ün dilde yapmak istediği temizlik, onu tam anlamıyle mümkün olduğu kadar öz Türkçe haline koymak davasıdır. Bu ise onun başardığının en büyüklerindendir; hattâ en büyüğüdür." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Türk milletine gelince, Sibiryalardan, Baykal gölü kıyılarından tutunuz da, İran, Rusya Azerbaycanlarından, bütün Doğu Türklüğünden; ta Akdeniz kıyılarına kadar yayılan Batı Türkleri birbirini anlamakta zorluk çekmezler. Temiz ve sade Türkçemiz, edebiyat Türkçemiz, edebiyat Türkçesi olduğu gün, biribirini anlayan Türk dünyasında, nasıl bir Türk kültür birliğinin doğacağını tahmin etmek zor bir şey olmaz. Atatürk yalnız geçmişi tasfiye etmedi. O yalnız hali sağlamlaştırmadı. Yarını ve yarınlara egemen olacak en sağlam temelleri de attı." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Atatürk diyor ki: ''Türkçe, dillerin en güzeli, en zenginidir. Yeter ki, bu dil şuurla işlenmiş olsun!''. Bence edebiyatımızda, Arap ve Fars ve diğer milletlerin kelimeleri yerine öz Türkçe kelime kullanan, Türk birliği temeline bir kaya parçası konduruyor demektir." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Atatürk'ün, tarih bakımından yaptığı büyük atılım, onun, büyük eserlerinden biridir. Bu atılım, Türk milletine yeni bir atılıma güç ve kuvvetini verdi. Milletler moral ve maddî benliklerini hatıralarla kuvvetlendirirler. Hele bu tarih bizimki gibi, insanlığın en büyük eserlerini ifade ediyorsa, güçlendirme ölçüsü de o derece büyük görünüşlü olur." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Atatürk modern Türk devletini kurarken onu eksiksiz kurdu. Bu kurulan ve yarınlara çok şeyler söz veren kurumu işlemek ve beslemek bizim ve yarınki nesillerin ödevidir." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Hilâfetin Türklüğe zararları. Hilâfet, lâiklikle uzlaşamazdı. Yeni Türk Cumhuriyetini lâik kılmak birkaç bakımdan zorunlu idi.
1. Dinle devleti birbirinden ayırarak modern bir cumhuriyet kurmak için.
2. Dini Türkün ilerleme adımlarının önünde engel olmaktan çıkarmak için.
3. Ve nihayet modası ve manası yok olmuş, bütün bir tarih içinde Türk'e, yalnız ve sadece zararı dokunmuş böyle bir kurumu yok etmek için.
4. Ulusal duygusu uyuşukluktan korumak, ona hızını vermek için.
Lâiklik bazılarının anladığı yahut anlatmak istedikleri gibi dinsizlik değildir. Devletin dinle ayrılığıdır.
Esasen devlete din izafe etmek kadar yanlış bir şey düşünülemez." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Türklerde lâik devlet: Lâik devlet, Türklere yabancı bir devlet sistemi değildir. Cengiz hanedanına mensup kadın ve erkeklerden bazıları Şaman, bazıları Hristiyan bulunuyorlardı. Hattâ Cengizin, Hülâgu'nun boş zamanlarında Hristiyan, Budist, İslâm Âlimlerini bir araya toplayarak, huzurlarında din söyleşileri yaptırdıkları pek meşhurdur. Cengiz'e ön gelen büyük Asya'daki Türk devletlerinde geçer sistemin Lâiklik olduğunda şüphe yoktur." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Yeni Türk Cumhuriyetinin devlet işleri başında mutlaka Türkler bulunacaktır. Türk'ten başkasına inanmayacağız." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Atatürk İhtilâli'nin belirli yönü Türk milliyetçiliğidir. Bütün Türk İhtilâli, bütün eserleriyle bu prensibe dayanıyor. Bundan en küçük bir yan çizme geriliğe dönüştür. Ve ölümdür." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

"Türk Cumhuriyetinin hareketi ve bütün uğraşıları, kendisini ancak Türk milletinin çıkarları için ifade etmelidir ve edecektir." Türkçü Mahmut Esat Bozkurt

Derleme: Türk İntikam Birliği Teşkilatı

TURK INTIKAM BIRLIGI SILAH ALIN DIYOR! SILAH ALMAK ICIN ADRESLER VERIYOR!

Silah alımı için, aşağıdaki >SİLAH FABRİKALARI< yazan bölüme dokunun, açılan pencerede Türkiye’deki silah fabrikalarının, ADI, SAHİBİ, MARKASI ve ADRESLERİNE erişebilirsiniz.

 
 
 
 

SiLAH FABRiKALARI

GEREKİRSE ABD'Yİ DÜNYA HARİTASINDAN SİLERİZ!

Türk Ordusu Türk milletiyle bir bütünlük içerisindedir ve Türk Ordusunun elinde bulundurdugu dünyada emsali olmayan 8500 km'ye kadar her türlü biyolojik, kimyasal, nükleer başlık takılabilen özel füzeleri vardır, okyanuslara göndereceğimiz 5 deniz altı ile ABD'yi haritadan silecek güçteyiz. ABD güçümüzün farkında olduğu için, Türkiye'ye savaş açamaz buna güçü yetmez, yıllardır tek yaptığı veya diğer bir tabirle yapabildiği, Türkiye'de gelişen terör faaliyetlerine gizlice el altından destekleyerek Türkiye'yi zayıflatmaya çalışmaktadır. Buradan soydaşlarıma söyleyeceğim şudur TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNE güveniyoruz, destekliyoruz, Ordumuzun güçünün bilincindeyiz, başımız dik ölümüne ilerleyeceğiz....

GEREKİRSE ABD'Yİ DÜNYA HARİTASINDAN SİLERİZ!!!

AMERİKAN KÖPEKLERİNİN NEYİ VAR ?

EY Amerika! Aklını başına al
Ordularını dağıtırım, uşaklarını yamulturum
TÜRK’e düşman olana, TÜRKÇÜ vurur darbeyi
Sıkıyorsa gel, dene çanakkaleyi
Çanakkalemiz etten duvar
Amerikan köpeklerinin neyi var?

Burası TÜRK’ün ATA yurdu
TÜRKÇÜLERİN sembolüdür BOZKURT’u
Askerlerimiz tepelerde, bekliyor nöbette
Etten duvar ördük, TÜRKİYE’nin her yerinde
Hamburger Çocuklarının sözü, çöl bedevilerine geçer
TÜRKÇÜLER boyun eğmez, seni ezer geçer

Anadolunun merkezi, Aksaray'dır kalesi
Milyonlar burada, süngülerimiz hazırda
Elli milyon MİLİTANIM var
Amerikan köpeklerinin neyi var?

68 SAVAŞAN ATSIZ

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki ASİL kanda mevcuttur" ULU BAŞBUĞ ATATÜRK

TÜRKÇÜ ŞEHİR SAVAŞÇILARI'NIN BİLDİRİ DAĞITMA YÖNTEMİ

Türkçü Şehir Savaşçıları dağıtacakları bildirilerde bölgelere göre iki ayrı yol izlemelidir. Türkçü Şehir Savaşçısı'nın hedef kitlesi, Türk Irkının asil bireyleridir. Bu bağlamda Türklerin ezici çoğunlukta olduğu bölgelerde beş'er kişilik iki eylem ekibi oluşturup, caddenin veya sokağın solunda beş, sağında beş kişi olmak üzere, seri ve atik davranarak bildirileri cadde veya sokağın sonuna kadar dağıtıp eylem bölgesinden uzaklaşmalıdır. On kişilik iki eylem ekibinin güvenliğini sağlama almak için, bir Türkçü Şehir Savaşçısı iki adet silah ve dört yedek şarjörle donatılmalıdır.

Bölgelere göre dağılımdaki ikinci yol, Türkçü eylem ekiplerinin güvenliğini en üst seviyede tutmamızı gerektirir. Bazı Türk yerleşim bölgelerinde yaşayan farklı etnik unsurların bulunduğu bölgelerde ilk aşamada geniş istihbarat toplamalı ve Türk soyluların önceden belirlenmesi, buna bağlı olarak bildirilerin Türk Irkının bireylerine ulaşması sağlanmalıdır. Bu tür bölgelerde on'ar kişilik iki eylem ekibi oluşturup cadde veya sokağın sağında on, solunda on kişi olmak üzere seri ve atik davranarak bildirileri cadde veya sokağın sonuna kadar dağıtıp eylem bölgesinden uzaklaşmalıdır. Yirmi kişilik iki eylem ekibinin güvenliğini sağlama almak için, iki Türkçü Şehir Savaşçısı dört adet silah ve dört'er yedek şarjörle donatılmalıdır. Bölgede Türkçü Eylem ekipleri ile diğer etnik unsurlara mensup kişilerle sıcak çatışma yaşanması durumunda, Silahlı Türkçü Şehir Savaşçıları eylem alanında bulunan, çatışmaya dahil olan bütün farklı etnik unsurları imha etmeli ve Türkçü eylem ekiplerinin güvenli bir şekilde bölgeyi terk etmeleri sağlanmalıdır.

SAVAŞAN ATSIZ

TÜRK İNTİKAM BİRLİĞİ TEŞKİLATI
 

TURKÇÜ SİLAHLI PROPAGANDA YÖNTEMLERİ

Türk düşmanlarına karşı Silahlı eylemleri gerçekleştirmek, silahlı propagandayı da beraberinde getirir. Kitle iletişim vasıtaları, Türkçü direnişçilerin Türk Milleti için gerçekleştirdikleri eylemlerin gerekçelerini soydaşlarımıza aktarmak için yönlendirilmesi gereken önemli propaganda vasıtasıdır.

Bu propaganda vasıtalarını doğru yönlendirmenin kazanımı, yüzlerce soydaşımızın Türkçü silahlı direnişe katılmasına vesile olacaktır. Soydaşlarımızın silahlı direnişe katılmaları için bazı propaganda yöntemleri geliştirilebilir, ses kayıt cihazı ile kayda alınmış Türkçü düşünce ve silahlı direniş içelikli duyuru ve bildirileri radyo istasyon antenlerine (telsizci soydaşlar tarafından) iletme yolları aranmalı, yayını bölerek Türkçü Silahlı Propaganda radyo kanallarının hatlarına kaçak girerek gerçekleştirilmelidir.

Bulunduğunuz bölgede şehrin işlek yerlerine “Türkçü Silahlı Direnişin başladığını, Türkiyedeki Türk kanı taşımayan unsurları bertaraf etmek için savaşacağımızı” duvarlara, meydanlara, otobus duraklarına, üst geçitlere ve kitlelerin yoğun bulunduğu bölgelere yazılmalıdır.

Türklük şuuru ve bilinci içinde hareket eden basın yayın kuruluşlarında bulunan soydaşlarımıza, Türkçü silahlı Direnişin nedenlerini açıklayıcı mektuplar, e-postalar gönderilmelidir. Ayrıca Türk’e düşman olan basın yayın kuruluşlarındaki yazarlara tehdit içelikli mektuplar ve e-postalar göndererek Türk’e karşı kin kusmalarının önüne set çekmek ve onları bulundukları yerde tedirgin etmek gerekmektedir, Ülkemizin içinde ve dışında bulundukları ortamda rahatça hareket etmelerini engellemek için bu gibi tehdit içelikli girişimler yapılmalıdır.

TÜRKÇÜ ŞEHİR SAVAŞÇISI'NIN SORGU USULLERİ VE TATBİKİ

Türkçü Şehir Savaşçısı, Türklüğün bekası için gerçekleştirdiği harekatlarda gerekli gördüğü durumlarda, Türk düşmanlarını veya yabancı ordu mensupları ve vatandaşlarını tutsak ederek önceden belirlenmiş gizli sorgulama odalarına alıp, sorgu süreci tamamlandıktan sonra bu esirler imha edilmeli, uygun arazilere gece karanlığından faydalanarak gömülmelidir.

Türkçü Şehir Savaşçısı, sorgulayacağı esire daima sert ve acımasızca kaba kuvvet kullanmalı, sorularını sert bir şekilde sormalıdır. Esirin doğru bilgileri aktarmadığını sezinleyen Türkçü Şehir Savaşçısı, silahının dipçiği ile esirin ön dişlerine doğru sert bir darbe vurarak ön dişlerinin kırılmasını sağlayıp esiri soru yağmuruna tutarak piskolojik direncini kırmalıdır. Ardı Ardına sorulan sorular karşısında cevap veren esir, düşünecek olanak bulamadığından arka arkaya gelen sorulara karşı gerçekleri veya kesin bilgiye yakın konuşabilir. Alınan cevapların doğru olup olmadığı birkaç günlük yoğun sorgularla açığa çıkacaktır.

SAVAŞAN ATSIZ

TÜRK İNTİKAM BİRLİĞİ TEŞKİLATI

Emperyalist Güçlerin Yerli İşbirlikçilerine TÜRKÇÜ DARBE

Türk devletini yıkmak ve Anadolu topraklarından Türkleri çıkarmanın yolunu Türk-kürt kardeşliği tezini Türk Milleti'ne dayatarak, milletin derin uykuda uyumasıyla kürtlerin dahada güçleneceğini, Türklerin bu uyuma devresinde kürt nüfusunun zamanla artacağı ve Türkiye’deki demografik dengelerin kürtler lehine değişeceğini emperyalist güçler yüzyıllar önce tasarladıkları için bu planlarını 1806 dan beri adım adım sürdürmeye devam ediyorlar.

Bu planı Türkiye’de uygulayan ve emperyalistlerin yerli işbirlikcisi kürt kardeşliği tezini savunan ve hararetle kürt kardeşliği tezini dayatan sözde kemalist fakat özde Türklükle alakası olmayan farklı etnik gruba mensup kemalist kılığına büründürülmüş hainlerdir.

Diğer bir kesim ise ümmetçi takımıdır bunların bir kolu İslamcı tarikatlar ve bünyesinde gelişen oluşumlar, ikinci kol ise Türk milliyetçiliğini tekellerine almaya çalışan yıllarca Türk-kürt kardeştir diyen ülküocakları ve etrafında aynı yolu izleyen kendilerini ülkücü diye tanımlayan milliyetçiliği ümmetçilik olarak göstererek Türk milletini her koldan gaflet uykusuna sürükleyen, Emperyalist güçlerin yerli işbirlikçileri, Türkiye’de Türk-kürt kardeşliği tezlerini ortaya atarak Türk milletini, etkisizliğe ve tepkisizliğe sürüklemişlerdir

Başbuğ Atatürk’ün açmış olduğu bu engin yolda kararlılıkla, Emperyalist Güçlere ve yerli işbirlikçilerine karşı, direnen Atatürkçü soydaşlarıma yıllar önce yazdığım 2 şiirimi armağan ediyor ve Başbuğ Atatürk’ün bize emanet ettiği Türkiye Cumhuriyetini korumak için hayatımızın sonuna kadar direneceğimizi dosta, düşmana buradan açıkça beyan ediyorum.
----------------------------------------------------

AMERİKAN KÖPEKLERİNİN NEYİ VAR ?

EY Amerika! Aklını başına al
Ordularını dağıtırım, uşaklarını yamulturum
TÜRK’e düşman olana, TÜRKÇÜ vurur darbeyi
Sıkıyorsa gel, dene çanakkaleyi
Çanakkalemiz etten duvar
Amerikan köpeklerinin neyi var?

Burası TÜRK’ün ATA yurdu
TÜRKÇÜLERİN sembolüdür BOZKURT’u
Askerlerimiz tepelerde, bekliyor nöbette
Etten duvar ördük, TÜRKİYE’nin her yerinde
Hamburger Çocuklarının sözü, çöl bedevilerine geçer
TÜRKÇÜLER boyun eğmez, seni ezer geçer

Anadolunun merkezi, Aksaraydır kalesi
Milyonlar burada, süngülerimiz hazırda
Elli milyon MİLİTANIM var
Amerikan köpeklerinin neyi var?

----------------------------------------------------

Silahlarımız Depolarda, durmayacak hep orada

Dünyayı titreten, Türk Ordusu
Avrupayı sardı, Türk korkusu
Ordumuza desteği, verecektir Türk eri
Avrupalı sürüngenler, Türkçüler seni tepeler
Silahlarımız Depolarda, durmayacak hep orada

Türkiye’nin Ordusu, dünyanın korkusu
Türkiye benim vatanım, ölmek için varım
Ben bağımsız yaşarım, ölmeye hazırım
Ölmek ve öldürmek, benim için seref
Türk harici herkez, vurulacak hedef
Silahlarımız Depolarda, durmayacak hep orada

SAVAŞAN ATSIZ’lar Dağlarda, savaşıyor
Avrupalı sürüngenler, teker teker kaçıyor
Ordu millet el ele, siperdeyiz görevde
Direnecek Anadolum, her zaman her yerde
Aksarayın dağları, geçilmez ovaları
Silahlarımız Depolarda, durmayacak hep orada

 
 

>1984-2000 Yılları Terör Olayları Trendi<

>2000 Yılı Terör Olayları Trendi<

>Türkiye'de Bölücülük Faaliyetlerinin Tarihsel Gelişimi<

AŞAĞILIK kürdler

kadek(pkk) Terör Örgütü

>Kuruluşu<

>Yapısı<

>Amacı, İdeolojisi, Stratejisi<

>İlk Dönem Faaliyetleri<

>12 Eylül 1980 Sonrası Faaliyetler<

>Terörist Saldırıların Başlaması<

>argk ve ernk'in Kurulması<

>Siyasi Partilerle İlişkileri ve Siyasi Faaliyetleri<

>kadek Terör Örgütünün Son Durumu<

>Legal-İllegal Faaliyetler<

>kadek'nın Yabancı Ülkelerdeki Faaliyetleri<

>Rakamlarla kadek Faaliyetleri ve Karşı Mücadele<

>kadek Terör Örgütü Olayları İstatistiği<

>Terör Örgütü kadek'nın Uyuşturucu Madde Kaçakçılığı Bağlantısı<

>Terör Örgütü kadek'nın Uyuşturucu Madde Kaçakçılığı Faaliyetleri<

>Terör Örgütü kadek'nın Avrupa'da Uyuşturucu Kaçakçılığı<

>Kürt Orijinli Suç Aileleri ve Terör Örgütü kadek<

>Terör Örgütü kadek'nın Uyuşturucu Madde Kaçakçılığında Dış Bağlantıları<

>Sonuç<

Sağ Eğilimli Terör Örgütleri

>Güneydoğu hizbullahı<

>İslami Hareket Örgütü<

>İslami Büyükdoğu Akıncılar Cephesi<

>Vasat Örgütü<

>Ceyşullah Örgütü<

>İslami Cemaatler Birliği<

>Hizb-üt Tahrir Örgütü<

>kürdistan İslami Devrim Hareketi<

>Malatyalılar Grubu<

>Tevhid Grubu<

>Akabe Grubu<

>Hizbullahi Vahdet<

>Aczi-mendi Grubu<

Sol Eğilimli Terör Örgütleri

>TKP kökenli Örgütlenmeler<

>THKP/C Kökenli Örgütler<

>Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) Kökenli Örgütler<

>Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) Kökenli Örgütler<

>Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) Kökenli Örgütler<

>DHKP/C<

>TDP<

>TKP/ML-TİKKO<

CENGİZ KAĞAN ve BOZKURT

Cengiz Kağan'ın ırk kökeni hakkında yapılan incelemeler sonucu çeşitli görüşlere varılmıştır.Bu görüşlerin en geçerli olanına göre Cengiz Kağan, Türk'tür. Bunun kanıtları olarak şunlar gösterilebilir:

Cengiz Kağan, Moğolca ile birlikte Türkçe de konuşmakta idi.

Cengiz Kağan konuşmalarında kendini Türk olarak tanımlamıştır.

Cegiz Kağan'ın soyu Çinliler'ce ''Şa-To'' adı verilen Türkler'e dayanır ki bu Türkler, Kök-Türkler'in devamıdır.

Cengiz Kağan, tıpkı Kök-Türk kaganları gibi kumral ve açık renk gözlüdür.

Efsaneler, Cengiz Kağan'ın soyunu (tıpkı Türkler'in Bozkurt Destanı'nda olduğu gibi) Bozkurt'a bağlar. Eğer Cengiz Han Moğol olsa idi efsaneler onun soyunu kurda değil köpeğe bağlardı; çünkü Moğol geleneğinde kurt değil köpek önemlidir ve Moğol kültüründe Cengiz Kağan'dan önce kurt önem taşımamaktadır.

Bir Arap, Cengiz Kağan'ın oğlu Ögedey Kağan'a, babasını düşünde gördüğünü ve kendisine bir söz söylediğini naklettiğinde Ögedey Kağan ona ''Babam bunu sana hangi dille anlattı'' diye sormuş. O da Arapça anlattı deyince Ögedey, babasının Türkçe ve Moğolca'dan başka bir dil bilmediğini söylemiştir. Sonuç olarak Cengiz Kağan, Türk soyundan gelir. Fakat Türk ve Moğollar'ca ortak olarak hükümdar kabul edilmiş ve saygı duyulmuş bir kişidir.

''Moğollar'ın Gizli Tarihi'' adlı eski eser, Cengiz Kağan'ın soyu hakkında şunları söyler: ''Cengiz Kağan'ın kökeni, yücelerdeki göğün takdiri ile doğmuş ''Börteçine (Gökkurt, Bozkurt) idi.''
Bu açıkça, Türk Bozkurt Destanı'nın moğollaştırılmış halidir. Fakat burada önemli olan, Cengiz Kağan'ın tıpkı Eski Türk kaganları gibi, Bozkurt'a bağlanmak istenilmesidir. Türkler'de, önemli şahsiyetler ile Bozkurt arasında bir ilişki kurmak gelenektir. Ve bu gelenek Cengiz Kağan'la birlikte, Türkler'den Moğollar'a da sirayet etmiştir
.

TÜRKÇÜ   HAREKET   ENGELLENEMEZ!

http://kanalturkcu.sitemynet.com/yayin.htm

ANA SAYFA