Türkeş bu ilginç düşüncesini 27 Mayıs’tan sonra
ihtilalci arkadaşları tarafından sürgün edildiği Yeni
Delhi’de İngiliz yetkililere açıklamış. P.C.Petrie
isimli İngiliz yetkili “Yakalanması zor ve ürkek bir
kuş” olarak nitelediği Albay Türkeş ile yaptığı
görüşmeyi 5 Mart 1962’de Ankara’daki elçiliğe şöyle
rapor ediyor: “O’na göre İnönü, düşüncelerini
değiştiremeyecek kadar yaşlıydı ve ülkeyi seküler bir
sosyalizme götürecek yeni bir tip lidere ihtiyaç vardı.
Bu tip bazı kişiler CHP ve AP saflarında bile
bulunabiliyor. Albay Türkeş, kendi idealinin bir Lasky
tipi sosyalizm olduğunu söyledi. Arkadaşlarından biri
bugünlerde Lord Beveridge’nin düşünceleri üzerinde
çalışıyor.”
Türkeş’in istediği, Marksist teorideki gibi kapitalizmin
yerini aldıktan sonra kendiliğinden sönerek komünizme
dönüşecek bir topluma işaret eden sosyalizm değildi
tabii ki. Anlaşılan Türkeş, Avrupa ve ABD’deki sosyalizm
sempatisini kırmak amacıyla Melvin Lasky tarafından
savunulan ve öteki sosyalizmden bahsediyordu.
Sosyalizmin bu çeşidinde “zararsız solcu” olmak kaydıyla
sosyal devlet imkanlarından yararlanıp, bireysel
özgürlükler sonuna kadar kullanılabiliyordu. Dönemin
sağcı gazeteleri sosyal adalete inandığı için Türkeş’e
“Turancı Komünist” ifadesini yakıştırmışlar. İhtilal
sırasında Türkiye’de görev yapan elçiliklerin gizlilik
süresi dolan yazışmalarında yer alan ilginç bilgiler
bunlarla sınırlı değil.
İngilizlerin, memleketi Kıbrıs’a müdahale etmesinden
korktuğu Türkeş, üniformasını çıkardıktan sonra birçok
Arap ülkesinden “Bize ordu kur” teklifi almış. Türkeş’in
basın müşavirlerinden Rasim Ekşi, “Amerikan, İngiliz ve
Fransız Belgelerinde Alparslan Türkeş” isimli kitapta 27
Mayıs’ın bilinmeyenlerini anlatıyor. Acı dolu yıllara
dışarıdan bir bakış açısı getiren kitaptan yola çıkarak,
ihtilali radyodan öğrenen kızı Umay’la babasını
konuştuk.
Akşamüstü Gaziosmanpaşa Mahallesi Kader Sokak’taki evine
uğrayan Albay Alparslan Türkeş, 1940 yılının ‘Sevgililer
Günü’nde evlendiği eşi Muzaffer Hanım’a sarılıp hakkını
helal etmesini istedi. Helalleştikten sonra “Çocuklar
sana emanet.” diyerek hiçbir açıklama yapmadan çıkıp
gitti. O gece eve gelmedi. 16 yaşında lise ikinci sınıf
öğrencisi kızı Umay, sıra dışı bir şeyler olduğunun
farkındaydı; ama tam olarak çıkaramıyordu. Sabahın erken
saatlerinde gördüğü bir rüya nedeniyle yatağından
fırladı, garip bir refleksle radyoyu açtı. Tok ve güven
veren bir sesle karşılaştı. Bu ses, babası Alparslan
Türkeş’e aitti. İhtilal olmuştu. Muzaffer Hanım
tedirgindi. Sokağa çıkma yasağına rağmen eve akın eden
mahalleli, Türkeş ailesini tebrik ediyordu. Sevinmeli
miydi yoksa üzülmeli miydi bilemiyorlardı. O gün bir ara
Türkeş eve uğrayarak her şeyin yolunda olduğunu söyleyip
yeniden gitti. Başbakanlık’ta sabahlara kadar çalışan
babalarının yüzünü doğru dürüst göremediler. 13 Kasım’da
evin kapısı bu sefer askerler tarafından kırıldı.
Türkeş’i alıp götürdüler. İhtilalci arkadaşları
tarafından tasfiye edilen Türkeş, apar topar evlerinden
alınan ailesiyle havaalanında karşılaşabildi.
Hindistan’a sürgüne gönderildi. Ordudan dışlanan
Türkeş’e bu sefer Arap ülkelerinden “bize ordu kur”
teklifleri gelmiş. Umay Günay, o günleri şöyle
anlatıyor: “Biz Hindistan’a sürgün gittiğimizde pek çok
Arap ülkesinden rahmetli babama ‘bize gel ordu kur’ diye
teklif geldi. Fakat o, ‘askerlik kendi milletini korumak
için öğretilen bir sanattır, ben onu gidip de başka bir
millete öğretemem’ dedi. Teklifleri nazikçe reddetti.”
12 Eylül darbesini bir gün önce akşam saat 20.00
sularında haber alan Türkeş, ailesini güvenli bir yere
bıraktıktan sonra kaybolmuş. İhtilal zamanlarında ilk
bir hafta ortalıkta gözükmemek gerekiyormuş. Türkeş,
dramatik sahnelerin yaşanabileceği kritik süreyi
atlattıktan sonra teslim olmuş. Umay Günay ile Bilgeoğuz
Yayınları’ndan çıkan “Amerikan, İngiliz ve Fransız
Belgelerinde Alparslan Türkeş” isimli kitap nedeniyle
yeniden gündeme gelen babasını ve ihtilal yıllarını
konuştuk.
MHP gelirse zarar verir
“Aynen büyük Atatürk’ün ölümünden sonra CHP’nin rotasını
değiştirmesi ve günden güne halktan uzaklaşması gibi.
CHP küçük bir parti haline geldi ve halkın güvenini
kaybetti. MHP de öyle oldu. Çünkü Devlet Bahçeli,
rahmetli babamın vizyonuna sahip değil. O da babamı
anlamayanlardan. Hatta sevenlerin doğru anlamaması daha
da tehlikeli oluyor. Onun için de onlar birtakım
sloganları tekrar ederek bir şeye ulaşmaya gidiyorlar;
ama iktidarları döneminde gördük Türkiye’ye çok zarar
verdiler. Tekrar gelmeleri halinde de Türkiye’ye zarar
verirler. İyi bir şey yapmaları mümkün değil. Dünya
tarihinde de var böyle dönemler. Dünya liderlerine
bakın, onların da kapasiteleri kıt. Biraz verimsiz bir
dönem. Tarihin belli dönemlerinde büyük liderler oluyor,
daha sonra kapasitesi kıt liderler geliyor. Ben babamdan
sonraki Devlet Bahçeli’nin MHP’sini Keloğlan’ın ‘Hiç’
masalına benzetirim!..
Türkeş soyadı silindi
Türk milletinin kültürel olarak bazı kabulleri var. Onu
ben de tam çözmüş değilim; ama muhtemelen padişahlık
döneminden kalan bilinçaltı tepkisi olduğunu
zannediyorum. Aynı aileden gelenlere çok sıcak
bakılmıyor, desteklenmiyor. Babadan oğula geçmesin gibi
bir tepki var. Yani kültürel bir olgu olduğunu
düşünüyorum. Sokaktan olunca daha iyi olur gibi bir
düşünce var. Tuğrul ve ben, üzerimize düşeni fazlasıyla
yaptık. Takdir edilmeyince de kenara çekilmesini bildik.
12 Eylül’ün gizli tarihi
12 Eylül, babama karşı hazırlanmış düşmanca bir
ihtilaldi. 12 Eylül’e dair belgeler var. Açıkladığınız
takdirde kendi lehinize olabilir; ama milletinizin
aleyhine olabilir. Onun için de açıklamazsınız,
katlanırsınız. Her türlü suçlamaya, hakarete rağmen.
Babam kayıtlarını emin yerlere teslim etti. Onların
hepsini takvimine bağlamıştır. Birileri zamanı geldiği
zaman açıklar. Önümüzde siyaset yapacak, Türk milletine
hizmet edecek olan insanları, ne sıkıntıların
bekleyeceğini ve hizmetlerin yarıda kalmaması için ne
tedbirler almaları gerektiğini içeren, ufuk açıcı
belgeler. Kişilerle hiç uğraşmamıştır babam. Stratejik
belgeler bunlar. Gizli kalmış bir şeyler açıklanacak;
ama çok komplike şeyler de beklemeyin.
Turancı komünist!
Babam Amerika’da ekonomi okuduğu için kafasında sağlıklı
bir oluşum modeli vardı. 27 Mayıs ihtilalinden sonra
onları gerçekleştirip seçime gitmek ve politikaya
atılmak istiyordu. Bir idealist Türk milliyetçisi,
devlet adamı olarak çok güzel şeyler düşünüyordu ve
Türkiye’nin kaçırdığı bir fırsat olduğunu düşünüyorum.
Alparslan Türkeş eğer iktidara gelebilmiş olsaydı
Türkiye pek çok problemini bugün halletmiş bir ülke
olurdu. Dört ay içinde DPT, DİE, TAEK gibi önemli
kurumların kurulmasını sağladı. Hiçbir zaman ekstrem
düşünceleri olmamıştır. Irkçılık, soykırımcılık gibi.
Bir kere çok merhametli, şefkatli bir insandı. Zaten 7
çocuğu olan bir adamın şefkatsiz olması düşünülemez.
Sosyal adalete inandığı için ‘Turancı komünist’ diye
yazdılar.
Türkeş Arusi mi, değil mi?
Bir tarikata üye olmanın ilk şartı irade teslimidir.
Şeyhe irade teslim eder ve artık o şeyhin emrini yerine
getirirsin. Babam gibi bir adamın irade teslim etmesi
mümkün olur mu? Mümkün değil. Babam da bu kişilerle
(Arusilerle) milletimizin saygı duyduğu kişiler olduğu
için görüş alışverişinde bulunmuştur. Benim de var
görüştüğüm kişiler. Ama müridi olmak diye bir şey olmaz.
Tırnakları sökülmedi
Turancılık olaylarından sonra hapiste tırnaklarının
söküldüğü doğru değil. Babamın tırnakları sökülmemiş;
ama hücrede yalnız başına bırakılmış. Subay olduğu için
o tür bir cezaya kalkışmamışlar. Ama Savcı Kâzım Alöç,
‘sökeriz’ diye tehdit etmiş. Diğer Türkçülere yapıldı;
ama esas Nihal Atsız’a çok işkence etmişler.”
Dikkat! Türkeş Kıbrıs’a çıkabilir
Başbakan Adnan Menderes ile birlikte idam edilen Hasan
Polatkan’ın el yazısıyla hazırladığı orijinal
savunmasını Yassıada Çığlığı isimli kitapta toplayan
gazeteci-yazar Rasim Ekşi, şimdi de 27 Mayıs’ta
Türkiye’de görev yapan büyükelçilerin yazışmalarını
kitaplaştırdı. “Amerikan, İngiliz ve Fransız
belgelerinde Alparslan Türkeş” isimli kitabında gizlilik
süresi dolan 30 yeni belge sunan Ekşi, 27 Mayıs’a
‘dışarıdan’ bir bakış açısı getiriyor. Belgeler
İncelendiğinde Alparslan Türkeş ve arkadaşlarının
(14’lerin) faaliyetlerini en yakından takip eden ülkenin
İngiltere olduğu dikkati çekiyor.
Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında varılan anlaşma ile “Kıbrıs Cumhuriyeti” kurulmak üzere iken Ankara’da yönetimin değişmesi, Londra’yı yeni bir “Kıbrıs politikası” oluşturup oluşturmama konusunda arayışa sevk ettiği görülüyor. Adanın Yunanistan’a verilmesi konusunda eski yönetimi ikna edemeyen İngiltere, darbeden sonra Türkeş’in doğum yerini araştırıyor. İngilizler, 14 yaşında Kıbrıs’tan ayrılmakla birlikte Kıbrıs doğumlu subayın ilk günden beri memleketine gösterdiği yoğun ilgiden rahatsız oluyor, bir çılgınlık yapmasından endişe ediliyor.
Kıbrıs’ta Türk alayını kurmakla görevli Albay Turgut Sunalp’le görüşen İngiliz büyükelçi, Türkeş’in Kıbrıs konusunda neler düşündüğünü merak ettiğini açıkça soruyor. Elçi, bir saat süren görüşmeyi Londra’ya şöyle aktarıyor: “Bir saate yakın konuştuk. Türkiye’de işlerin nasıl gittiğini sorarak konuyu açtım. Dosdoğruca hallerinden memnun olduklarını ve ordunun duruma hakim olduğunu söyledi ve nefes bile almadan, “Benzer bir durum Kıbrıs’ta da olsaydı iyi olurdu.” diyerek güldü.
Bu ifadeyi biraz daha genişletmesini sağlamaya
çalıştım; ama genişletmedi. Ona Kıbrıs’ta işlerin nasıl
gideceğini sordum. Çok da iyimser olmadığını ve
Makarios’un pazarlığa devam edeceğini söyledi. Ayrıca şu
an Başbakanlık’ta müsteşar görevinde bulunan Albay
Türkeş’in de özel olarak Kıbrıs’tan gözünü ayırmadığını
da ekledi.” Türkeş ve arkadaşlarının Cezayir Milli
Kurtuluş Hareketi’ne verdikleri destekten rahatsız olan
Fransa ise bir yandan Türkeş hakkında bilgi toplarken,
başka ülkelerden de destek arıyor.
Ada’dan ölüm kararı çıkar
Yassıada duruşmalarının başlamak üzere olduğu günlerde
yazılan, 10 Ekim 1960 tarihli raporda, DP’nin önde gelen
isimlerinden Bayar, Menderes ve Zorlu hakkında idam
kararı çıkabileceği hatırlatılıyor. Büyükelçilik,
yönetimdeyken kendilerini, Batılı müttefiklerinin iyi
dostları olarak gösteren Menderes ve Zorlu hakkında
verilmesi muhtemel kararların hafifletilmesi için ileri
adımlar atılmasını, nedense uygun bulmuyor. Büyükelçi,
Cumhurbaşkanı Bayar’ın idamı için ise “Devletin başını
politik parti kavgalarının üzerinde gören halk için bir
şok anlamına gelecektir.” diyor.
Türkeş, siyasete girecek
“Albay Türkeş dün Başbakanlık’taki müsteşarlık
mevkiinden ayrıldığını ve artık sadece MBK üyesi olarak
hareket edeceğini açıkladı. ...Bununla birlikte Türkeş
politikaya girebileceğini söyledi ve çalışkanlığı ve
politik hırsıyla bunu kesinlikle yapabilir. Bu yüzden
CHP’ye muhalif radikal milliyetçi bir parti oluşturmaya
yönelik aktif bir politikacı olarak kendi kararıyla yeni
bir kariyere başlıyor olması da mümkündür. Zemin
çalışmasının bir kısmını halen MBK üyesi olarak
yapabilir ve sonra da siyasi faaliyetlere izin verilir
verilmez askerî üniformasını çıkarıp açık siyasete
atılabilir. Bu yüzden de önemli bir kişilik olarak onu
listeden düşmek istemiyoruz, hâlâ MBK içinde
destekçileri olmalıdır ve bu biçim içinde siyaseti
etkilemeyi de sürdürebilir.”
Sosyalizm ve Türkeş
“Buradaki Türk elçiliğinde askerî danışman olarak
görevini sürdüren Albay Türkeş’in reaksiyonlarını
bilmenin ilginizi çekeceğini sanmaktayım. Albay Türkeş,
son girişilen ihtilalin, CHP tarafından teşvik
edildiğini iddia etti. Ona göre eski düzenden çıkar
sağlayanlar tarafından ihtilale ihanet edilmişti. İnönü,
düşüncelerini değiştiremeyecek kadar yaşlıydı ve ülkeyi
seküler bir sosyalizme götürecek yeni tip bir lidere
ihtiyaç vardı. Albay Türkeş kendi idealinin bir Lasky
tipi sosyalizm olduğunu söyledi.
Arkadaşlarından biri bugünlerde Lord Beverige’nin
düşünceleri üzerine çalışıyor.” Ankara’nın cevabı:
“Türkeş’in fikirleri ve eylemleriyle ilgili
toplayacağınız her türlü bilgiyle her zaman çok
ilgiliyim. Gerçekten bilmek istediğimiz şey, gelecekle
ilgili planları. Fakat sizin de söylediğiniz gibi Türkeş
yakalanması zor ürkek bir kuş gibi ve onu konuşturmanın
kolay olmayacağını hayal edebiliyorum. L.M. Minford”
Askerlerin evliliği çürük
“Seçimler Türk halkının askerî rejimden memnun
olmadığını ve önceki taraftarlarına AP’nin sahip çıktığı
DP’nin ülkede kayda değer bir gücü olduğunu gösterdi.
Tatmin edici olmayan sonuçları askerî liderlerin ülkeyi
sivil yönetime geri döndürme çabalarını güçleştirdi.”
Kanada Elçiliği’nin 14 Ağustos 1962’deki yorumu ise daha
ilginç: “...Başbakan silahlı kuvvetleri demokrasiyle
nikâhlanmış olarak tanımlarken, durumu fazla
basitleştirdiği sonucuna varmalıyız. Bu oldukça çürük
bir evlilik olarak kalmaktadır ve bir Müslüman evliliği
gibi hemen bozulmaya müsaittir!”
Zaman
