SONER YALCIN'DAN ULKUCU TURKCU YAZISI!
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=8299282&yazarid=218 den alinmistir.
MHP'nin 40 yıldır bitmeyen derdi
Türban serbestisinin önünü açan Anayasa değişikliğine MHP'nin destek vermesi
bazı çevreleri şaşırttı. Görünen o ki, bu kesimler MHP'nin tarihini, düşünsel
dünyasının oluşumunu pek bilmiyor.
Alparslan Türkeş ile Nihal Atsız'ın yollarının neden ayrıldığını; katıksız bir
Türkçü olan Ali Balseven'in dava arkadaşı ülkücüler tarafından neden
öldürüldüğünü bilmeyenler, MHP'nin bugününü anlayamazlar. İşte 40 yıl önceki o
yol ayrımının hikáyesi.
TARİH: 25 Mayıs 1973. Yer: Ankara. Ali Balseven, 25 yaşındaydı.
Kahramanmaraşlıydı. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi son sınıf öğrencisiydi.
MHP'liydi. Ama...
O gün akşamüzeri Kurtuluş Parkı'nda bir grup MHP'li tarafından önü kesildi.
Ali Balseven karşısına çıkanların hepsini tanıyordu. Dava arkadaşlarıydı.
Hepsi ülkücüydü.
Ancak...
Bozkurtlar birbirine düşmüştü. Başbuğ o günlerde söylemişti o ünlü sözünü:
"Davadan döneni vurun!"
O gün ülküdaşları, Ali Balseven'i bıçaklayarak öldürdü. Peki, neden?
Ali Balseven davadan mı dönmüştü? Hayır! Birini mi ihbar etmişti? Hayır!
Peki, suçu neydi? Suçu...
MHP'de her şey dört yıl önce bir kongrede başlamıştı.
KIRILMA NOKTASI
Tarih: 8 Şubat 1969. Yer: Adana
O gün şehir merkezi çok hareketliydi. Mavi gömlek giyen dokuz genç,
motosikletlerle kentte tur atıyordu. Dokuz motosiklet; Alparslan Türkeş'in
doktrini "dokuz ışık"ı temsil ediyordu.
Mavi gömlek neyin simgesiydi? Bilinmiyor. Bilinen, Mussolini'nin
yarı-askeri gençlik örgütü militanlarının kara gömlek giydiğiydi. Motosikletli
gençler gerekli ilgiyi topladıktan sonra kent merkezine geldiler.
Burada, 16 bağımsız Türk devletinin bayraklarını taşıyan 16 gençle buluştular.
Alana gelen mehter takımı, ara vermeden büyük bir coşkuyla çalmaya başladı.
Kalabalık giderek artıyordu. Alparslan Türkeş ve parti yöneticilerinin
gelmesiyle yürüyüşe geçildi.
Askeri bir disiplin altında yürüyenlerin istikameti; milliyetçi hareketin en
büyük tarihsel dönüşümünün yaşanacağı kurultay salonuydu.
Şehir merkezinden gelenleri kongre salonunda bir o kadar daha kişi karşıladı. Bu
grup Türkeş'e mesafeliydi; liderleri ırkçı-Turancı Nihal Atsız
idi.
"Tanrı Türk'ü Korusun" pankartı altında toplanmışlardı. Orta Asya
nostaljisini canlandırmak isteyen bu gençler arasında paganist simgeler modaydı.
Bu nedenle hemen hepsi kalpak giyiyordu. Sarkık bıyıklıydılar. Yakalarında
Bozkurt rozetleri vardı. Esir Türklerin kurtarılıp, yeniden inşa edilecek
"Büyük Türkiye"ye inanıyorlardı. Turancıydılar.
"Adsız"dılar; Göktürkler'de henüz kamusal bir görevi yerine getirmemiş
gençler özel isim taşıyamazlardı. Kendilerini kanıtlayana kadar bu gençlere
"adsız" denirdi.
Aşırı milliyetçi Nihal Atsız, bu nedenle kendine "Atsız" soyadını
seçmişti. Karşılıklı sloganlar altında kongre başladı.
AYRIŞMANIN NEDENİ
27 Mayıs 1960 askeri müdahalesine katılan dokuz subay, 22 Şubat 1964 tarihinde
Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne katıldı. Liderleri Alparslan Türkeş'ti.
Bu ekip kısa bir süre sonra partiyi ele geçirdi. Alparslan Türkeş,
partinin genel başkanı oldu.
İhtilalci subayların parti yönetimine gelmesiyle CKMP'de büyük dönüşümler
yaşandı. Örneğin, partinin o tarihe kadar ülke yarısında teşkilatı varken, bu
sayı hemen 61 il ve 435 ilçeye yayıldı.
Türkiye ilk kez, partili gençlerin kendilerine verdikleri isimle, "komando
yürüyüşü"yle tanıştı. Genel Başkan Türkeş'e, "Başbuğ"
deniliyordu.
CKMP, Türkçü bir partiydi. Bu siyasal çizgi geniş kitlelerle buluşamıyor; oy
alamıyordu. Türkeş ve arkadaşları, "ayakları yere basmayan romantik
Türkçü" parti çizgisini değiştirmeye karar verdi.
Türkeş ve subay arkadaşları her ne kadar cumhuriyetçi, laik ve Türkçü
olsalar da, oy alabilmek için İslam motiflerinden yararlanmaya karar verdiler!
Siyaset dünyasında İslam'ın ne kadar önemli olduğunu sosyolojik olarak
kavradılar. Bu değişim/dönüşüm sadece parti programıyla sınırlı olmayacaktı;
hareketin simgeleri/sembolleri bile değiştirilecekti.
İşte Adana kongresi bu amaçla toplanmıştı.
Adana'da toplanılmıştı; çünkü biliyorlardı ki Ankara, İstanbul gibi kentlerde
parti çizgisinin değişmesine karşı çıkan güçlü bir "Türkçü" grup vardı.
Ve iki gün süren Adana kongresinde büyük tartışmalar, kavgalar ve ayrışmalar
yaşandı...
BÜYÜK DÖNÜŞÜM
Kongre iki gün boyunca hayli hareketli geçti. Kongre Başkanı Orhan Kaleli
bile divandan istifa etmek zorunda kaldı. Türkçülerin simgesi "Tanrıdağı"nın
yanına, İslamiyet'in simgesi "Hiradağı" eklenip yeni bir slogan
üretilmişti: "Tanrıdağı kadar Türk, Hiradağı kadar Müslüman."
Zamanla, "Tanrı Türk'ü Korusun" pankartının yerini de "Kanımız Aksa da
Zafer İslam'ın" alacaktı! Benzeri İslami simgeler, Türkçü gruptan
"Türkler Araplaştırılmak isteniyor" şeklinde tepki aldı.
Nihal Atsız ekibi, kongrede direkt Türkeş'i hedef aldı. Aslında
Nihal Atsız ile Türkeş'in dava arkadaşlığı çok eski yıllara
dayanıyordu.
Türkeş daha Kuleli Askeri Lisesi'nde öğrenci iken Nihal Atsız ile
tanışmıştı. Onu öğretmeni bilmişti!
1944 Türkçüler Davası'nda birlikte yargılanıp hüküm giymişlerdi. Şimdi ise karşı
gruptaydılar. Nihal Atsız ekibi, kongrede hep benzer sözleri söylediler
Türkeş'e:
"Sen git güvendiğin Araplara biat et!"
"Oy toplamak için Arap develere bin!"
Sonuçta, Nihal Atsız grubu, kongreyi kaybetti. Türkçüler ellerindeki
parti kimliklerini kürsüye doğru fırlatarak salondan ayrıldılar.
Nihal Atsız, gazetecilere şu açıklamayı yaptı:
"MHP'de Allah, Tanrı'yı kovdu!"
Türkçülük, Osmanlı Devleti'nin son döneminde doğmuş; Cumhuriyet ile birlikte
dirilmiş; 1969 kongresinde öldürülmüştü!
ÜÇ HİLAL
Türkçü grubun kongreyi terk etmesinin ardından Türkeş ve arkadaşları
önergeleri tek tek kabul ettiler. Parti adından başlayarak hareketin her şeyini
değiştirdiler:
Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) adı, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)
oldu.
"Bozkurt" sembolü/amblemi, yerini "Üç Hilal"e bıraktı.
"Bozkurtlar", "Ülkücüler"e dönüştürüldü!
"Türkçü" yerine "milliyetçi" sıfatı tercih edildi.
"Türkçüler Derneği" lağvedildi; "Milliyetçiler Derneği" kuruldu.
Sadece "Başbuğ"a dokunulmamıştı.
27 Mayıs'ın "kudretli albayı" Türkeş, kısa bir süre sonra Kábe'ye gidip
hacı oldu.
MHP artık kendine yeni bir yol çizmişti.
Ve bu yolda "Şamanist" saydığı "Bozkurtlara" ihtiyacı yoktu.
Çünkü:
Bozkurtlar, Şamanist gelenekleri canlı tutmak, unutturmamak istiyordu.
O kadar Türkçüydüler ki, Sakarya, Adapazarı'na gidip Orta Asya'dan getirilen
kımızı içiyorlardı.
Hatta 1960'lı yılların sonunda üniversitelerde siyasal kavgaların başladığı o
günlerde, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi Fehmi Yücesoy
okulda solcu öğrencilerden dayak yiyip yere düşünce, "Bana yardım et gök
tanrısı" diye dua etmişti!
Niyazi Adıgüzel, Nihat Çetinkaya gibi isimler İstanbul Şamanistler
Derneği'ni kurmuştu!
UTANGAÇ SÖYLEM
Alparslan Türkeş, sadece Türkçülerle yollarını ayırmadı. O artık utangaç
bir Kemalist idi. Parti binalarından Atatürk resimleri indiriliyordu
artık.
1960'lı yılların sonu, 1970'li yılların başı aynı zamanda Türkiye'deki
partilerin yeniden saflaşmaya başladığı bir dönemdi.
MHP bu dönemde ideolojikleşme ve radikalleşme konusunda mevcut partilerden daha
aktifti. Propaganda konuşmalarında, laikliğin yerini oy avcılığına dönük İslami
söylemler aldı.
Politikada mistik/dinsel bir yaklaşımı benimsedi. Kırsal alanlar ve varoşlar
için bu söyleminin önemli olduğunun farkındaydı.
Bu nedenledir ki, ülkücüler otobüslere bindirilip Adıyaman'daki Nakşibendi
Menzil Şeyhi'nin elini öptürülmeye götürülmesine ses çıkarmıyordu.
Tarikatlar Türkeş'i ziyaret ediyor; ona tüfek hediye ediyorlardı!
Türkeş artık pragmatikti: Türkçü söylemlerle sadece üniversitedeki
öğrencilerin dikkatini çekeceğini biliyordu. İsteği, İslamcı söylemlerle
"köksüzlük sorunu" yaşayan köylü gençleri toplumsal harekete çekmekti.
Laik Türkeş, tarikatlara yakınlaştı. Öncelikli ilk hedefi Orta
Anadolu'daki Sünni Müslümanların oylarını almaktı.
Başarılı da oldu.
ALEVİLER
Ali Balseven'in cenazesine MHP'den kimse katılmadı. Cenazede sadece
Türkçüler vardı. Tabutu Türk bayrağı ve Bozkurt flamasına sarılıydı.
Başları kalpaklı, sarkık bıyıklı Türkçüler, yoldaşlarının tabutunu
Kahramanmaraş'a kadar taşıdılar.
Ve...
Bilinmeyen bir gerçektir:
Ali Balseven Alevi'ydi.
Alevilerin MHP'ye uzak durmasının bir nedeni de Ali Balseven cinayetidir.
Sonuç:
MHP'nin 40 yıllık siyasal çizgisinde bir sapma yoktur.
'Bozkurtçunun Amentüsü'
Biz kimiz?
Bozkurtçularız.
İdeolojimiz nedir?
Bozkurt Türkçülüğü.
Neye inanırız?
Türk ırkının ve Türk milletinin, her ırktan ve her milletten üstün olduğuna!
Bu üstünlüğün kaynağı nedir?
Türk kanıdır.
Türk doğuştan mı üstündür?
Türk, doğuştan üstün ve kabiliyetlidir. Türk, zekásını, yiğitliğini, askeri
dehasını ve her hususta büyük kabiliyet ve istidadını kanından alır.
Bu üstünlük kaybolabilir mi?
Kötü idare ve kötü muhitin tesiriyle azalırsa da bu muvakkattir. Türk kendi
gelişmesini tekin edecek iyi bir idare ve iyi bir muhit yaratır yaratmaz bu
üstünlüğü yeniden parlar.
Bu üstünlük ne vakit büsbütün kaybolur?
Eğer Türk'ün kanı yabancı kanlarla bulanırsa. Bu takdirde melez ve karışık kanlı
olarak doğacak nesiller, Türk'ün maddi manevi hususiyetlerini taşımazlar ve öz
bir Türk gibi üstün soydan olamazlar.
Bozkurtlar niçin ırkçıdır?
Bozkurtçuların ırkçı olmalarının diğer bir sebebi de içtimaidir; Bozkurtçular
biliyor ki Türk'e ancak Türk'ten fayda gelir. Türk olmayanlar ve her çeşit
dönmeler, ne kadar Türk terbiyesi ile büyürlerse büyüsünler hiçbir zaman bir öz
Türk'e benzemeyecekleri gibi bir öz Türk gibi de bu millete hizmet
edemeyeceklerdir.
Türk derken, 9 göbeği Türk olanları mı kastediyorsun?
Gönül öyle isterdi. Fakat realiteleri gören Bozkurtçular, atalarının dörtte üçü
Türk olan veya 4 göbekten beri kanca Türkleşmiş olanları da Türk saymaktadırlar.
Bozkurtçular Pantürkist midir?
Evet...
"Bozkurtçunun Amentüsü"nü kaleme alan isim Reha Oğuz Türkkan idi.
(Bozkurt Dergisi, Sayı 1, 5 Mart 1942.)
"Türkçülük" özellikle II. Dünya Savaşı döneminde ırkçılığa
dönüşüvermişti.

