Dr.
Hayrettin ERtekin "En iyi kürt ölü kürtdür!"
http://www.temizeller.com/?s=haberler&id=1129 den alinmadir.
Sözün "özü" kürt adı altında bir ırk yoktur... BU OLĞUYU KABUL ETMEYİP İNAT
EDENLERE CEVABIMIZ , En iyi kürt ölü kürt'tür...
Kürtlerin 60'larda bir halk olarak tartışıldığı, stratejik olarak da olsa Türk
Solu'nun "Türkiye halkı" yerine "Türkiye halkları" sloganlarına karşı çıktığı
yıllardan sonra Kürtlerin kimliği, kim oldukları üzerinde en çok tartışılan
konulardan birisi olmuştur.
Politik olarak, taktiksel olarak hiçbir incelemeye dayanmadan, "Kürt halkı"
kavramından sonra "Kürt milliyeti", "Kürt milleti" "Pankürdizm" kavramları
kullanılır olmuştur. Yeni Dünya Düzeni stratejisi doğrultusunda "Türk-Kürt
Federasyonu", "5 Parçalı Konfederasyon" ve "Pankürdik Devlet" gibi kavramlar
günümüzde stratejik kavramlar olarak konuşulmaya başlanmıştır.
70'li yıllardan bu yana, Kürt kimliğini devrimci bir stratejinin parçası olarak
inceledim.
Bu yazıda objektif olarak dinsel, dilsel, etnik, antropolojik açıdan Kürt
kimliği ele alınacak ve kimlikler geriye doğru takip edilerek tarihsel gelişimi
ortaya konulacaktır.
Kürtler kimdir sorusunun cevabını, Pankürdizm'i savunan Izady'den bir alıntı ile
ele alalım. Izady'e göre "Kürtler Dımıli, Bahdinani, Sorani ve Gorani" gibi
farklı kimlikler ile karşımıza çıkar.
Bu farklı kimliklerin dilleri arasındaki ilişki, Fransızca ile İtalyanca
arasındaki ilişki ya da daha kesin biçimde söylersek Fransızca ile Romence
arasındaki ilişkiye benzer. Tıpkı Fransızca ve İtalyanca gibi artık aynı dilin
lehçeleri olarak sınıflandırılmayacak kadar birbirlerinden kopuktur. Kürt
kimliği ile bütünleştirilmesi hedeflenen gruplardan "Dımıliler" ve
"Bahdinaniler" Kırmançlar tarafından "Zazalar" olarak adlandırılırlar. Dımıliler
Kırmançlardan "Herewere" olarak söz ederler. Buna karşılık Soraniler Kırmançlara
"Zebabu" derler.
Goraniler Soranilerden "Korkora" ve "Wawa" diye söz ederken, Soraniler
Goranileri "Maco Maco" olarak adlandırmaktadırlar.
Izady'den aldığımız bu bölümde görüldüğü gibi, Fransızca ve İtalyanca veya
Fransızca ve Romence gibi birbirinden farklı dilleri konuşan grupların
birbirlerine karşı hiç de dost olmadıkları taktıkları lakaplardan
anlaşılmaktadır.
Izady "Bunlar hiçbir zaman kendilerini Kürt, dillerini de Kürtçe olarak
nitelendirmemişlerdir. Ta ki yakın zamanda Kırmanç yüksek sınıfının kendilerini
Kürt, dillerini de Kürtçe olarak nitelendirilmesini sağlayan aydınlar ve
dışarıdakiler (Batılılar) tarafından teşvik edilinceye kadar." diyerek Kürt
isminin Batılılarca ileri sürüldüğünü bir "Kürt bilgini" olarak itiraf eder.
Kürtlerin Anadolu'ya yerleşimi
Yaptığımız bu alıntılardan açıkça görüldüğü gibi Kırmançlar, Osmanlının Alevi
Türkmenleri Güneydoğu Anadolu'dan sürüp çıkardıktan sonra bu bölgeye Şafi
kimlikleri ile yerleştirilen gruplardır. Göçebe Kırmançlar 16. yüzyıldan sonra
başlayarak dillerini ve etnilerini geliştirmişlerdir.
Yüzyılımızda Kırmançlara Kürt kimliği Batılılarca ve Ruslarca yakıştırılmış ve
kabul ettirilmeye çalışılmıştır. İronik bir şekilde, kendilerini Şafi Kırmanç
kimliği ile tanımlayan ve yüzyılımıza kadar Kürtlüğü, "cinlerin ve Havva'nın
kızlarından doğmuş ve aynı zamanda peygamber tarafından lanetlenmiş topluluk"
olarak gören Kırmançlara Kürtlük kabul ettirilmeye çalışılmış, yerleşik reaya
olan Yezidi İrani Goraniler ise Kırmançlık dışında kalmıştır.
Goraniler arasında saha araştırması yapan Soane, Goranların Kürt olmayıp Lurlar
gibi İrani olduklarını ileri sürmüştür.
Osmanlı tarafından Şafi Müslüman kimliği ile öne çıkarılan Kırmançlar, Yezidi
olan İranlı reaya Goranlara verilen Kürt ismi ile çağrılmak aşağılayıcı olduğu
için bu kimliği reddetmişlerdir.
Bu nedenle çoğunluğu oluşturan Kırmançları Kürt olarak tanımladığımızda,
Kırmançlar aşağı sınıf olarak gördükleri Goraniler ile aynı kimlikte olmayı
kabul etmemişlerdir.
Bu durumda Kürt kimliği yaratma çabasında olanlar, başlangıçta Kırmançlara
Kürtlüğü kabul ettirmek için Goranları Kürtlük dışı saymışlardır.
Gerçekte ise Goranlar eski Farsça Pehlevice dilini konuşan yerleşik reaya
(köylü-serf) İranilerdir. Kırmançlar ise Türk-Tatar tarihsel devrimleri
sürecinde Türk kabileleri ile Anadolu'ya gelen Tacikleşmiş kabilelerdir.
Selçuklunun Şafi veziri Nizamül-Mülk'ün etkisiyle Şafileşmiş Türk-Tacik göçer
gruplarıdır. Dımıliler Şafi, Zazalar Alevilerdir. Kırmançlar ile birlikte
bulunan Şafi Dımıliler, Goranice'ye yakın bir dille konuşurlar. Soylu Kırmanç
aşiretlerin yanındaki reaya köylü-serf olan Goran-Dımıli topluluklarının
beraberliği, Kırmanç-Dımıli beraberliğinin örneğini oluşturur. Sultan Yavuz'un
fermanı ile Diyarbakır Beylerbeyi'nin gösterdiği yerlere yerleşen Kırmanç ve
Dımıliler, Osmanlının kendilerini feodalleştirmesi ve yerleşik düzene geçirmesi
ile ilkel toplumsal göçebe yapılarını aşmışlardır.
Zazalar ise Türkmen kabileleri ile birlikte İran ve Anadolu'ya giren
topluluklardır. Harzem ve Horasan'dan ve hatta Türkistan'dan gelen gruplar
İlhanlılar devrinde Anadolu'ya yerleşmiş Akhun, Karahun (Akkoyun, Karakoyun)
adlarını alan topluluklardır.
Akkoyunluların Hanedanlığı'nın Safevilere geçmesi ile Kızılbaş dinsel inanca
dönen Türkmenler, Şah İsmail'in Sultan Selim karşısında yenilmesi ile
Anadolu'dan sürülmüştür.
Kızılbaş katliamından kurtulmak için, Zaza kimliği bu süreçte Türkmenler
tarafından öne çıkarılmıştır. Emir Şeref tarafından yazılan Şerefname'de
Çemizgezek beylerinin kökeninin Arap ya da Fars olmayıp Türk olduğunun
vurgulanması buna verilebilecek bir örnektir. Akkoyunlular döneminde
Çemişgezekliler en ünlü Türkmen kabilelerinden biridir. Fakat bu ikili yapı
nedeniyle bu kabile daha sonra Zaza olarak adlandırılacaktır. Ama Şerefhan'ın
açıkça belirttiği gibi bunların kökeni Türk'tür. Keza Zaza Balabanlar da
Akhunlar ile Anadolu'ya gelen Eftalitlerdir.
Harzemşahlardaki Özbek, Tacik, Sart birlikteliği, Türkmen-Zaza birlikteliğini
açıklayan örneklerdir. Keza Kırmanç-Goran, Kırmanç-Dımıli birlikteliği, savaşçı
Türk göçebelerinin yerleşik Türkistanlı İranlı, Horasanlı, İranlı, Harzemli,
Afganlı birlikteliğinin sonucudur. Efendi-köle, bey-reaya, altın-urug,
ilegen-urug, boyarı-bogul birlikteliği, Türk-Aryen birlikteliğinin
fetheden-fethedilen birlikteliğinin bir sonucudur.
Görüldüğü gibi İzady'nin de vurguladığı şekilde birbirlerinden çok farklı olan
Kürt kimlikleri esas olarak dışardan Batılılar tarafından kabul ettirilmeye
çalışılmış fakat Kırmançlar için Kürt olmak, Yezidi Goranlar ile bağlantılı bir
olgu olduğu için bu kimlik dışlanmıştır. Böyle bir durumda Yezidi olan Goranlar
Kürt kabul edildiği takdirde, Batılıların ilk hedefi olan Kırmançlar kendilerini
Kürt olarak kabul etmeyeceği için Goranların ve Dımılilerin Kürtlük dışında
olduklarını ileri sürmüşlerdir.
Ama günümüzdeki Pankürdik tez bu aşamayı aşarak Büyük Kürdistan'ı oluşturma
noktasında, birbirleri ile hiç bağlantısı olmayan toplulukları Kürt kimliği
altında toplamıştır.
Bunun dışında Kürtlük ve Alevilik'in birbirine zıt kavramlar olmasına karşın,
Alevi Türkmenlerin içinde yer alan Dımıliler ve Zazaların Kürt sayılması gibi
aynı oranda çelişkili yaklaşımlar doğmuştur.
Zazaların Kürt olarak kabul edildiği bir yapıda Kırmançların Kürtlüğü kabul
etmedikleri bir yapı söz konusudur.
O zaman "Kürt dili hangisidir" sorununa gelmemiz gerekir.
Kürt dili hangisidir?
Kürt, bir kimlik olmayıp dilsel bir birliktelikten yoksundur. Kırmanç kimliği
Bahdinani ve Sorani gibi alt kimliklere bölündüğü gibi, dilsel olarak birçok alt
lehçeye ayrılır. Bahdinani dediğimiz Kuzey Kırmançası, Hakkari'de 12. yüzyılda
gelişmeye başlayan ve asıl gelişimini Yavuz Selim'den sonra 16. ve 17, yüzyılda
tamamlayan ve Botani, Beyazıdi, Hakkari gibi lehçelere ayrılan bir dildir. Keza
Sultan Murat'ın Bağdat'ı alması sonrası kimliği gelişmeye başlayan ve Şafi
kimliği ile ortaya çıkan Soraniler, 17. ve 18. yüzyılda geliştirilmiş bir dile
sahiptirler. Etnik olarak da o yıllardan sonra toparlanmış olup, dilleri çok
heterojen ve karmaşık olup başlıca lehçeleri Mukri, Erdalani, Germiyani, Hoşnav,
Pijder, Warmava,Kermanşahi ve Erbilli'dir.
Kırmançlarla birlikte Güneydoğu'daki Şafi Dımıliler de Siveriki, Kori, Hozu,
Moti, Sabak, Dumbili gibi farklı lehçeler de konuşurlar. Keza Güney Soranilerin
Yezidi Goranilere geçişi söz konusudur.
Soraniler karşısında gerileyen Goraniler Hewremani, Bacalani, Kelhuri, Nankeli,
Kardula, Sencabi, Zengana, Kaka ve Kirmanşahi gibi lehçelere ayrılırlar. Ve
buradan Lurlara geçiş göstererek kaybolurlar.
Goranilerin Nikitin tarafından Lurlara geçiş göstererek Kürt olmadığı ve
Kürtlüklerini kaybettiği ileri sürülmektedir. Keza diğer taraftan da Kürtçe
olarak tanımlanan Pahlevice lehçeyi konuşan yegâne topluluğun Goraniler olması
Kırmançların ve Soranilerin 15., 17. ve 18. yüzyılda gelişmiş dilleri göz önüne
alındığında tarihsel olarak da çok farklı köklerden gelmiş bir dilsel
gruplaşmalar olduğu, hatta dağlık bölgelerdeki bir kabilenin diğer kabileyi
anlamadığı onlarca yüzlerce dilin, ilkel toplumlardaki dilsel özelliği Kürt
dilli dediğimiz topluluklar içinde görmekteyiz.
Bunu söyleyenin bir Kürt bilgini olma iddiasında olan Izady olması, olgunun
gerçekliğini açıkça ortaya koymaktadır.
Görüldüğü gibi bir Kürt dil birliğinden söz edebilmek bu kesin farklılıklar
karşısında mümkün değildir.
Farklı kabile gruplarının oluşturduğu bu dilleri Goranice, Soranice ve
Kırmançice ve Dımılice diye üst birliklerde birleştirmek olanaklı değildir.
Kaldı ki Izady'in vurguladığı gibi Romence ve Fransızca arasındaki gibi
farklılıklar "Hangi Kürtçe?" diye sormayı gerektirir. Keza Izady'nin itiraf
ettiği gibi Kürtler, kendilerini tek bir ulusal grup olarak birleştirecek ortak
bir dil ve dinden yoksundur. Şu anda birçok Kürt lehçesi arasındaki sözlü
anlaşma düzeyi, Fransızca, İtalyanca, Almanca, Portekizce arasındaki anlaşma
düzeyinden farklı değildir. İç içe geçmiş vadi ve tepelerde bir arada bulunan
toplulukların arasındaki dilsel anlaşma düzeyinin bu denli birbirinden kopuk
olması, bu toplulukların tarihsel olarak bir arada bir ordu düzeninde, bir
kolektif aksiyonda veya bir bütünleşmiş toplumsal düzende bir arada
bulunmadığının açık göstergesidir.
Bu olgu, daha önce de belirttiğim gibi yüzlerce farklı dili konuşan devlet
öncesi ilkel komünal toplulukların veya Kafkasya'da bir dönem yüzlerce farklı
dili konuşan dağlı etnik toplulukların bir ulusal kimlik oluşturamadığı
dönemlerin temsilcisi olarak görülmektedir. Bu boyutuyla bir ulus oluşturma
süreci, tarihsel kolektif bir aksiyon ve ordu oluşturma ve bununla büyük bir
akın yapma sürecinde ortaklaşmış askeri bir dilin yanında, uzun mesafeli ticaret
yapma sürecinde geliştirilmiş bir ticari dille ortaya çıkmaktadır.
Ulus kavramı, süperetnos kavramı bu sürecin ürünüdür. Oysa Izady'in vurguladığı
gibi bir vadinin diğer bir vadideki, bir tepenin diğer bir tepedeki topluluğu
anlamakta zorluk çektiği topluluklar arasında tarihsel bir bütünlük, kolektif
bir aksiyon, tarihsel bir konfederasyon olamaz. Bu gruplar Osmanlı tarafından
alınarak gerek Güneydoğu'da gerekse Kuzey Irak'ta Türkmenlere karşı
yerleştirilmiş ama yerleştirmeden sonra bir araya gelememiş, Osmanlı
feodalitesi, bürokrasisi içerisinde paşalar ve beyler tarafından yönetilmiş ve
bu beylerinde sürekli değiştiği bir yapının ürünü olan olguyu açıkça
görmekteyiz.
Kürt kimliği yaratmayı ve bu kimliklerden Pankürdik bir ulus çıkarmayı amaçlayan
milliyetçi bir Kürt bilgini olan M. Izady, Thomas Bois'in İslam
Ansiklopedisi'nde Kürt kavramını "barbar dağ aşiretleri, göçebeler olarak
yaşamlarını sürdüren, sefalet içinde köylere yerleşen topluluklar" olarak
tanımlanması tepkisini çeker.
"Atalarının tarihini yazmayı borç bildiğini" söyleyerek yeniden tarih yaratma
uğraşına girer. Izady yalnızca Cambridge'deki İngilizce kaynaklara dayanarak,
"Kürtler kendi tarihlerini kaydetmese de, Mezopotamya'da sürekli ilişki içinde
oldukları okuma yazma bilen uygar pek çok halk tarafından tarihleri
kaydedilmiştir" diyerekten Kürt tarihini yazmaya başlar. Ama burada vurgulanması
gereken, Kürt tarihi içinde prensler, krallar, hanedanlar yaratma, onları
tarihte bulma çabasına giren Izady'in ilk itirafında vurguladığı gibi Kürtlerin
bir alfabesinin olmadığı ve bundan dolayı tarihlerini yazmadığıdır.
Yanılğının nedeni !
Bu noktadan hareket eden Izady, "Bugün yaşadıkları ülkelerin yerli halkları olan
Kürtlerin hiçbir tarihi başlangıç noktası yoktur" diye Kürtlerin krallarının,
uygarlıklarının, devletlerinin tarihini yazmaya başlar. Cambridge'deki tarih
atlaslarına bakar, Kürdistan olarak varsaydığı, "Günümüzde Kürtlerin yaşadığı
coğrafyadaki tüm uygarlıklar, devletler, ırklar, etniler Kürt'tür; Kürtler bu
halkların torunlarıdır" diyerek tarih yazmaya başlar. "Hurriler, Guttiler,
Kurtiler, Madlar, Zelalar, Karduçiler ya da Arimedler, Sagatlar, Mitanniler ve
Kassitler gibi toplulukların Kürtlerin ortak atası olduğu" sonucuna varır.
İleriki tarih yazımızda belirteceğimiz gibi birbiri ile hiçbir ilişkisi olmayan,
bu bölgede birbirlerin üzerine gelmiş ve bu gelme sürecinde bir öncekini topluca
yok etmiş, köle etmiş, serf etmiş veya etnik birliğini dağıtmış, devletini
yıkmış toplulukların tümünü Kürt saymak gibi bir tarihsel yanılgıya düşer.
Bu yanılgının sebebi, Thomas Bois'ın Kürtlerin ilkel komünal toplum aşamasında
olduğunu vurgulamasıdır.
Oysa Thomas Bois dışında Nikitin de, Marr da ve Kürdistan konusunda çalışma
yaptığını ileri süren tüm Batılılar da Kürtlerin antropolojik olarak ilkel
komünal topluluk aşamasında olduğunu, henüz bir uygarlığa çıkmadığını ve
uygarlık aşamasına gelmediği için de feodal bir yapıya geçemediklerini vurgular.
Bu aşamada da ulus devlet oluşturmanın olanaksızlığından bahseder. Günümüzde
gerek Hobswam gerek Antony Smith, "Ulus devlet yaratmanın önündeki en büyük
engel tarihsel bir kimliğin olmamasıdır" der. "Ulus devlet oluşturmak için de
tarihsel bir kimlik yaratmaya ve yeniden bir tarih yazmaya başlarlar" tezini
birebir kanıtlarcasına Kürtlerle hiçbir ilgisi olmayan toplulukları Kürt olarak
kabul eden, baştan hatalı bir tarih tezini yazmaya koyulur. Kürtlerin bu
bölgenin yerel halkı olduğunu kabul ettirmek için, Urartuların, Hurrilerin Kürt
olduğunu ileri sürdükleri gibi Medler ve Mittaniler gibi bu bölgeye Turan
yaylasından gelmiş olan halkların da Kürt olduğunu iddia eden çelişkili bir
tarih yazımına başlar.
20. yüzyılda türetilen Kürt kavramına yakın ya da benzeşir sözcüklerin Cambridge
Kütüphanesi'ndeki kitaplardaki İngilizce fonetiğindeki bozulmalarını da
düzelterek tarihte Kürtleri aramaya başlar.
Kendinden önce Minorsky, Nikitin, Marr ve Boyce'un yaptığı bu uğraşı bir Kürt
bilgini olarak geliştirmeye başlar. Sami Akatlar'daki "Gurt", günümüzdeki "Kürt"
oluverir. "Gordiani" sözcüğü günümüzde "Girdi" olur. Keza milattan önce kurulmuş
olan Kommagene Krallığı'ndaki "Zelani" hanedanı "Zilanlar" olarak günümüzdeki
Zilanlar kabilesi olarak çevrilir. Oysa Zilanların ismi Silvanlardır. Keza
milattan 1200 yıl önceki Mittanilerin günümüzdeki Metani kabilelerine, milattan
3000 yıl önce yaşamış Asurlardaki Kyritaların Kürtlere, Ksenefon'un tarihindeki
Karduçilerin Karduklara ve oradan Kürtlere işaret ettiğini söyler. Milattan önce
1200'lü yıllardaki Loki Soraniler'den günümüzdeki Soraniler türetilerek kendi
içinde bile çelişkili bir Kürt tarihi yazılmaya çalışılır.
Kürt kavramının doğuşu
Oysa Kürt kavramı, hiçbir topluluğun kendini Kürt olarak kabul etmediği 20.
yüzyılda yaratılmış bir kavramdır ve burada saydığımız "Kürt"e benzer
sözcüklerden hareketle bu saydığımız devletlerin Kürt olarak kabul ettirilmeye
çalışılması gibi amatör bir çabaya girişilmektedir. Oysa olayın biraz gerçeğine
döndüğümüz zaman, örneğin Ksenefon'un "Onbinlerin Dönüşü"ndeki Kardokhouilerin
Kürtlerle hiçbir ilgisi olmadığı ve Gürcistan'da İberyalılara Ermenilerin
verdiği bir isim olduğu söz konusudur. Keza Gordiani'nin de Gürcüler olduğu ve
Kürtlerle hiçbir ilgisinin olmadığı Nikitin tarafından açıkça vurgulanır. Asurca
da görülen Kürti-i kelimesinin yanlış okuma olduğu ve gerçekte ise Kurri-i
olduğu ve Kürtlerle bir ilgisi olmadığı artık açıkça ortaya çıkmıştır.
Hamidiye Alayları'nda yer alan bir aşiret bloğu olan Silis Partisi'ndeki Zilan
ismini Kommagene Hanedanı Zelanların devamı olarak görmek, keza milattan önce
iki bininci yıllarda Turan'dan Ön Asya'ya gelen Mittanileri günümüzdeki Metina
Aşireti olarak görmek, 17. yüzyılda oluşmaya başlayan Soranileri milattan önce
iki bininci yıllardaki Loki Soranlar'ın devamı olarak görmek ancak Izady gibi
bir Kürt "bilgini"nin bilgiçliği ile bağdaşabilir.
Sasaniler öncesi milattan sonra 3. yüzyılda Adibane topluluğunu 12. yüzyılda
Habbaniler ile bin yıl sonra ortaya çıkmış biçimde 2000 yılında yorumlamak keza
Bakrauande isminden hareket ederek Diyarbakır ismine ulaşmak, tarihte hiçbir
zaman Kürt şehri olmamış Diyarbekir ismindeki "Bekir" sözünden Kürtçe Bakrauande
sözcüğüne ulaşmak Izady'in ufkunun genişliğini göstermektedir.
Nikitin'in ayrıntılı olarak vurguladığı gibi bu antik kelimeler ile Kürt
kelimesi arasında bağlantı kurulamaz. O halde 20. yüzyılın başında ortaya çıkan
"Kürt" kelimesi ile yüzyılın başında hiçbir grubun kullanmadığı Kürt ismini
antik tarihte aramanın anlamsızlığı açıktır. 2000 yıl önceki isimler gibi, 19.
yüzyılda ortaya çıkan Milan, Soran, Goran gibi kabile gruplarını da tarihte
aramanın bir anlamı yoktur.
Antropolojik bir yaklaşım
Antropolojik olarak Kürtlerin kimliğini ele alan Mark Skyes, "Halifeliğin Son
Mirası" gibi anlamlı bir ismi olan kitabında Kürtleri Arap tipi Milanlar, Girdi
Kürtleri, Mükri tipi, Şemdinan Kürtleri, Nasturi-Hakkari tipi ve Türkmen tipi
olarak ayırmaktadır. Kürtler üzerine yapılan antropolojik çalışmaları devam
ettiren Başmakov Kürtleri Batı Kürtleri, Doğu ve Güney tipleri gibi farklı
gruplara ayırır. Batı tipleri sarışın, mavi gözlü, uzun kafalı; doğu güney
tipleri ise esmer, siyah gözlü, yuvarlak kafalıdır. İlk gruba giren Batı tipi
kendilerini Türkmen (Sekman, İnan) ya da İranlı (Modi) ile aynı ırktan sayarken,
Güney tipleri ise kendilerini Arap ve Ermeni'ye yakın görürler. Mark Skyes ise
Kürtleri antropolojik olarak Arap, Musevi, Hıristiyan, Nesturi ve Türkmen
tiplerine ayırır. Field Kürtleri Ermenioid, Avroanadolu, Değişmemiş Akdenizli,
Balkan, Afgan ya da Melez İranlı gibi tiplere ayırmaktadır.
Bu çokluk skalasına göre yapılan Kürt tipi ayrımında Ermeni tipi en çok
rastlanan Kürt tipidir.
Bunu takip eden ise Anadolu ve Akdenizli tipidir. Kendilerini Kafkas, Aryen,
Hint-Avrupalı ırk tipi sayan Kürt tarih yazıcılarının tersine Kürtler bir etnik
tip oluşturmazlar. Bu anlamda etnik bir Kürt tipinden söz edilemeyeceği gibi,
bir Kürt grubundan ya da Kürt dilinden söz etmek de olanaksızdır. İtalyanca,
Fransızca, İspanyolca, Portekizce, Romence gibi birbirinden uzak dilleri konuşan
gruplar dilsel bir birlik değil, dilsel bir aglomera, üst üste gelmiş dağlık
bölge dilciklerini konuşan topluluklardır.
Etnik olarak da Ermeni tipi, Arap tipi, Türk tipi, İran tipi gibi bölgedeki
etnilerden bir araya gelmiş topluluklar oldukları görülür. Bunların, karışarak
etnik bir homojenite oluşturmadığı açıkça görülmektedir.
Esas olarak da bu tiplerin gerçekte Türk süperetnosu içinde kalık kimeralar
olarak yer aldıkları bir gerçektir. Bu gerçek içinde Kürt kimliği ile anılan
topluluklar Türkmen ve Türk kimliği, süperetnosu içinde küçük kalıntı etnik
adacıklardır.
Tüm açıklamalarımdfan anşlaşılacağı gibi ve Görüldüğü üzere Kürtler bir etnos
olarak ortak bir sürecin ürünü topluluk değildir.
Süperetnos ve etnoslar tipik tarihsel devrimler ve kolektif bir aksiyon
sürecinde gelişirler. Bu süreç askeri-etnik bütünleşmenin başlangıcı olan
"Orda"yı oluşturulur.
Bu ordanın oluşturduğu yer içinde kabileler bir araya gelir ve burada dilsel bir
birliktelik gelişir. Keza ticaret bağları gelişir ve ticareti yönetmek için,
egemen olan gruplar ve bezirgan sınıfıyla gruplar arasında ticaret dili
gelişerek bir birlik oluşur.
Bu süreçte oluşan ulusal bütünlüğe biz süperetnos deriz ve süperetnos tarih
boyunca Akdeniz ile Çin arasındaki köprüyü oluşturan Türk toplulukları
tarafından oluşturulmuş bir süreci taşımaktadır.
Sözün "özü" kürt adı altında bir ırk yoktur... BU OLĞUYU KABUL ETMEYİP İNAT
EDENLERE CEVABIMIZ , En iyi kürt ölü kürt'tür...
ENTERNET GURUP
STRATEJİ BÖLÜM BAŞKANLIĞI
Dr.Hayrettin ERTEKİN