MASONLAR MILLIYETCI VE DINCILERI FISLEYIP YOK EDEREK FRANSIZ ORDUSUNU ELE GECIRMIS!
http://www.komplo.org/Content/Content.aspx?ID=41&GroupID=1
Milliyetçi subayları fişleyerek silahlı kuvvetlerden
atılmalarına neden olan 'kara listeler' ülkenin en önemli mason locasında
bulundu.
Kendilerini tüm dünyaya Dostluk ve Kardeşlik örgütü olarak tanıtan masonların,
gerçek niyetleri ve hedefleri her zaman tartışma konusu oldu. İnsancıl amaçlar
için faaliyet gösterdiği söylenen örgütün üyeliğe kabul töreni sırasında
ettirdiği yemin bu söylemin ne kadar gerçekdışı olduğunu gözler önüne
sermektedir: Kalbim göğsümün sol tarafından, dilim ağzımın dibinden koparılacak;
boğazım kesilecek; vücudum vahşi atlar tarafından parçalanacak; med ve cezirin
aktığı bir noktada deniz kumunun içinde 24 saat gömülecek; sonra kül oluncaya
kadar yakılıp dört rüzgârın estiği bir yerde havaya atılacak ve böylece hatıram
tamamen kaybolmuş olacaktır. Tanrı yardımcım olsun.
Gizemli yapısı nedeniyle tarihin her döneminde büyük merak uyandıran bu
uluslararası örgütle alakalı bir diğer önemli soru işareti de farklı din, mezhep,
ırk ve ideolojiye mensup kişileri nasıl bir dünya görüşü ve felsefe etrafında
toplanabildiğidir. Bu tür sorulara her dine ve düşünceye kapılarının açık
olduğu cevabını veren Büyük Üstatlar kurumlarının neden Papalık tarafından
yasaklandığı sorusunu ise yanıtsız bırakmaktadır. Papa XII. Clementin 1738
yılında yayımladığı In Eminenti isimli bildirisi bu anlamda büyük bir öneme
sahiptir. Papa XII. Clement bu bildiriyle masonluğu lanetlerken, örgütün din
karşıtı bir yapılanma olduğu uyarısında bulunmaktaydı. Masonların Milletleri ve
devletleri tasfiye etmeyi amaçladığını söyleyen papalık açıklamasında örgütün
dini duyguları değil, Biraderlik adı verilen garip bir dayanışmayı esas alması
eleştiriliyordu.
Masonluğun temel prensiplerine göre, üst düzey görevlerde bulunan bir birader
eğer bir yönetici tayin etme yetkisine sahipse tercihini kesinlikle bir masondan
yana kullanmak zorundadır. Örgüt bu nedenle kadrolaşma konusunda kendisine rakip
olabilecek her türlü düşünceyi ve onu temsil eden kadroları tasfiye etmeyi ilk
hedef olarak görmektedir. Bu hedefe gerçekleştirmeyi getirecek her türlü yol da
mubahtır.
Masonlar orduyu nasıl ele geçirdi?
Fransa eski Başbakanı Waldeck Rosseau 1904 yılının Eylülünde önemli ziyaretçiler
ağırlamaktadır. Aralarında emekli generallerin de bulunduğu bir grup üst rütbeli
subay eski başbakanın evinde çok önemli bir konuyu görüşmek için toplanmışlardır.
Ele alınan konu 1892 yılında uygulamaya konulan personel genelgesidir. Bu
genelge ile ordu içindeki mason subayların korunduğu ve bunların layık
olmadıkları halde üst rütbelere kısa zamanda terfi ettirildiği fark edilmiş ve
bu durum subaylar arasında ciddi rahatsızlık meydana getirmiştir. Bu sürecin
silahlı kuvvetlerin hiyerarşisi ve disiplinini de olumsuz etkileyeceğinden
endişelenen Rosseau soluğu hemen halefi Başbakan Emile Combes'in yanında alır.
Kendisi de üst dereceli bir mason olan başbakan konuyla yakından ilgileneceği
sözünü verir. Görüşmenin hemen ardından mason locası üyesi olan Savunma Bakanı
General Louis Andre'yi yanına çağıran Combes dikkatli harekete edilmesi
hususunda kendisini uyarır. Bu gelişmeler yaşanırken Waldeck Rosseau'nun destek
verdiği milliyetçi harekete mensup bir milletvekili, Cadet Sokağında bulunan
Grand Orient De Frence (Fransız Büyük Locası) arşivini ele geçirdiğini açıklar.
Fişlerin elinde olduğunu açıklayan milliyetçi cephenin açıklamalarını ciddiye
almayan mason locası üyeleri belgelerin açıklanması üzerine büyük bir panik
yaşarlar. Fransız kamuoyunda büyük infiale yol açan bu belgelerde çok ilginç
bilgiler yer almaktadır.
Subaylar nasıl fişlendi?
Üst düzey bir masona büyük paralar verilerek elde edilen belgelerde ülke
yönetiminde söz sahibi isimlerle ilgili çarpıcı bilgilerin yanısıra ülkenin
milli güvenliği açısından büyük öneme sahip kurumlardaki masonik yapılanma da
ortaya konulmaktadır. Masonların örgütlenmeye büyük önem verdikleri kurumların
başında Fransız ordusu gelmektedir. Ordu içinde kadrolaşabilmek için komuta
kademesinde yer alan tüm isimlerin yanı sıra harp okullarındaki askeri
öğrenciler bile yakın takibe alınmıştır. Açıklanan belgelere göre masonların
subaylarda dikkat ettikleri ilk husus dine bağlılıkları ve dini törenlere
katılıp katılmadıklarıdır. Masonların subayları kategorize ederken kullandıkları
sistem ise gerçekten çok dikkat çekicidir. Subaylarla ilgili her fişin yanında "Kartaca"
ya da "Korent" işareti bulunmaktadır.
Kartaca işareti her konuşmasını "Kartaca yıkılmalıdır" diyerek bitiren ve
sonunda Kartaca devletinin tarihten silinmesine neden olan ünlü Romalı hatip
Marcus Cato'nun anısına olsa gerek meslekten atılması istenen vatansever
subaylar için kullanılmaktadır. Korent işareti ise Yunan- Iran savaşlarına
atıfla kahramanlar gibi omuzlarda taşınması istenen mason subayları sembolize
etmektedir.
Yıllar sonra Fransız Büyük Mason Locası üstadı Fred Zeller bu konuyla ilgili
tarihi bir itirafta bulunur: Kesinlikle bilmenizi isterim ki bu fişler Savunma
Bakanlığının talebi üzerine tutulmuştur. Önemli bir bölümü Cizvitlerden oluşan
ordu kadrolarının sadakatinden duyulan endişe üzerine bu işe girişilmiştir. 1914
yılında kazanılan Marne zaferi muhtemelen Fişlerin ordunun sadakatini
güvenceye alması sayesinde kazanılmıştır.
Bu durumda akla ilk olarak Koskoca Fransız ordusunun sadakatini kontrol edecek
başka mekanizma kalmadı mı? sorusu geliyor. Öyle ya, Büyük Üstad'ın
söylediklerine bakılırsa masonlar olmasaymış maazallah Fransa Birinci Dünya
Savaşını bile kaybedebilirmiş! Milliyetçi subaylardan endişe eden bir
Genelkurmay Başkanlığının gayri-milli ve gayri-dini bir örgüte milli
güvenliğini emanet etmesinin nasıl bir mantığı olabilir ki? Bütün bu sorulara
cevap verecek makam Fransız genelkurmayıdır. Ancak buradan çıkarılacak öncelikli
ders masonların hedefe ulaşmak için hangi yolları kullandığının ortaya
çıkmasıdır.
1980'lerde İtalyayı çalkalayan "P2 Mason Locası" skandalı, masonluğun bu ülkede
mafya ile iç içe olduğunu, loca yöneticilerinin silah kaçakçılığı, uyuşturucu
ticareti, kara para aklama gibi isler yürüttüklerini, rakiplerine veya
kendilerine "ihanet" edenlere suikastlar düzenlettirdiklerini ortaya çıkarmıştı.
1992'de yine Fransa'da gündeme gelen Büyük Doğu Locası Skandalı ve hemen
ardından 1995 yılında İngilterede patlayan İngiliz Temiz Elleri
operasyonlarının tümünde mason localarının kilit merkezler olması masonların "hümanist
ahlak" kavramının sadece sözde kaldığının göstergesidir.
Yaşanan tüm bu olayların ülkemizdeki birtakım olaylarla da ilgisi olduğu
görülüyor. Türk Silahlı Kuvvetlerinin mensuplarına Mason, Lions ve Rotary
derneklerine üye olmayı yasaklanmasının bu konuyla ilgisi olabilir mi? Sanırım
biraz düşünmekte fayda var.
