KARMATILER KOMINIST ISLAMCILAR !

 

Değerli grup üyesi arkadaşlarım,

Türkiye'nin şu anda belki de en meşhur sosyoloji profesörü, Kültür Bakanlığı Eski Müsteşarı ve ünlü kamu oyu araştırmacısı olan Emre Kongar'a ait olup, bugün gruplara düşen ve yazımız ekinde tam metni bulunan "İslamda Komünist Korsanların Gizli Mezhebi: Karmatiler" başlıklı yazıda Sayın Profesör  "Sevgili okurlarım, size bugün adını hiç duymadığınız bir İslam mezhebinden söz edeceğim: Karmatiler: 9. yüzyılda ortaya çıkmış olan ilk İslam komüncüleri. (Siz ''komünistleri'' diye de okuyabilirsiniz.)" şeklinde idialı bir cümle kullanarak cehlini ortaya koymuş bulunmaktadır. Çünkü Komünüzmi savunan Karmati Mezhebi'ni ilk defa duyan okuyucular değil, galiba Sayın Emre Kongar'ın kendisidir.  Oysa sıradan bir kalem erbabı olarak biz bile yaklaşık bir ay önce yazmış olduğumuz "MUTA NİKÂHI ŞİİLİK VE KOMÜNİZM!" yazıda konuyu gündeme getirmiştik. Şimdi siz değerli okuyucularımızın ve Karmatilik konusunda cehli bulunan Prof. Dr. Emre Kongar benzeri sözüm ona bilim adamlarını okuması temennisiyle ve istiade edileceği ümidiyle söz konusu yazımızı tekrar yayınlıyoruz. 

Saygı ve sevgilerimle.

MUTA NİKÂHI ŞİİLİK VE KOMÜNİZM!

Muta Nikâhı diye bir nikâh türü olduğunu herhalde duymayan yoktur. Bu nikâh türü daha çok İran benzeri ülkelerde, yani Şiilik inancının hakim olduğu ülkelerde geçerlidir. Burada haddimizi aşarak Şiilik üzerinde uzun uzun söz söyleme niyetinde değiliz. Ancak bir çok tarihçi ve ilahiyatçının, Şii inancının, İslam'da ifrata kaçan bir mezhep olduğu ve bu mezhebin ögretileri arasında Zerdüştlükten Mecusiliğe varıncaya kadar İran'ın geleneksel kültüründen birçok öge bulunduğu ve Şiiliğin aslında İran tarafından siyasallaştırılmış bir inanç sistemi olduğu konusunda ittifakı söz konusudur. Ve bugün Şiilik, bazı küçük farklılıklarla birlikteAfganistan, İran ve Irak'tan tutun da bazı küçük farklılıklarla Atlas Okyanusu'na kadar bütün Kuzey Afrika boyunca uzanan bölgede yaşamakta olan bir inanç sistemi özelliği taşımaktadır. Muta Nikâhı, işte böyle bir inanç sistemi tarafından kabul gören bir nikâh türü olup, ülkemizde de bazı cemaatler tarafından ilgi gördüğü konusunda yaygın bir söylenti bulunmaktadır ki; internette yapacağınız küçük bir gezinti sonucunda sizler de bu konuda az çok bilgi edinebilirsiniz. Çünkü bu tür sitelerde konu enine boyuna tartışılmaktadır.

Muta Nikâhına en azından hoşgörüyle baktığı anlaşılan bu tür İnternet sitelerinden birisinde şöyle denilmektedir: ....İşte islamdaki çeliskilerden biri de bu. Erkek dinsiz olmamak şartiyla her dinden kadınla evlenebilir. Dinde zorlama yoktur masalı ile de kadınların inandığı dinde kalmasına izin verilir. Peygamber Muhammedin iki hıristiyan karısı (iki kız kardeş-birinin adı Elisabeth idi) vardı. Bunlar ölünceye kadar hıristiyan olarak kaldılar. Ayrıca bu din 7 - 8 yaşındaki kızlarla da evliliği serbest kılar. Çünkü peygamber de öyle yapmıştır. Ayrıca bu dinde "Muta Nikahı" vardır. Yani isteyen şahıslar birkaç aylığına, birkaç günlüğüne veya birkaç saatliğine evlenebilirler. Bu uygulama mesela İran ve Afganistanda hala var.”(1)Bir başka internet sitesinde ise “Cabir b. Abdullah (r.ahm.) şöyle haber vermiştir: Resulüllah'ın (a.s.) habercisi yanımıza çıkıp gelerek: -Şüphesiz Hz. Peygamber istimta yani kadınlarla muta nikâhı yapıp bir araya gelmenize izin verdi- demiştir.” (2) şeklinde Hz. Peygamber'e bir hadis nispet edilerek Muta Nikâhı'na destek verildiği anlaşılmaktadır.

Yeniasya Gazetesi yazarlarından Mustafa Özcan ise 11.03.2004 tarihinde yazmış olduğu “Gürtuna ve Cemal el Benna” başlıklı yazısında bakın neler söylemektedir: “....Cemal el Benna bununla da kalmıyor yepyeni bir fikirle karşımıza çıkıyor. Hazret peçenin veya çarşafın İslâmın bir ürünü olmadığını geçmişte cahiliye döneminde Arap kabilelerin bir adeti ve kalıntısı olduğunu ve sonraki dönemlerde İslâma bulaştığını ileri sürüyor. Bu hususta aynısı olmasa da benzeri iddiaları serd eden Kenan Evren ve Nur Vergin gibilerini de yalnız bırakmamış oldu. Bilindiği gibi, Nur Vergin gibi kimi yazarlar çarşafın bir Bizans veya İran âdeti olduğunu ileri sürüyorlardı. Kenan Evren de başörtüsünün zuhurunu Bursa’nın Türkmen güzellerine bağlamıştı. Yüzleri belli olmasın veya sofraya kıl dökülmesin diye böyle bir kıyafeti benimsemişlerdi. Biraz eksiğiyle birlikte Müfit Gürtuna’nın eşi Reyhan Gürtuna’dan, Benna’nın bir başka tezine ve kaziyyesine de destek geldi. Gürtuna’nın Türkiye’deki başörtülülere takdim ettiği modeli, o gurbetteki Müslümanlara tavsiye ediyor. Gurbetteki erkeklerin muta nikâhı kıyabileceklerine fetva verirken hanımların da başörtüsü yerine şapka giyebileceklerine ruhsat veriyor. Kalp kalbe karşıdır dedikleri hesap; Benna ile Gürtuna’nın tezleri uzaklardan birbirlerinin içine doğmuş olmalı.”(3)

Şimdi gecelim işin bilimsel ve tarihsel yanına. Prof. Gaudefroy-Demombynes, 1931 yılında Paris'te yapınlanan “Le monde musulmen et byzantin Jusgu'aux Croisades” isimli eserinin 432. sayfasında şöyle der; “Alevilik (Şiilik), cereyanı dokuzuncu asrın sonunda iki faaliyet merkezi teşekkülüyle neticelendi: Bunlardan biri onuncu asırda Mısır hilafetine inkılâp etmiş olan Ifrîkıyye Fâtimî Devleti, biri de Bahreyn'deki Karmatî cemâatiydi.”(4). Ünlü tarihçimiz İsmail Hami Danişmend Fâtimîlik fikrini ortaya atmış olan Abdullah İbni Meymûn'un İran'lı olmasına mukabil, Karmatîliğin kurucusu Hamdân Karmat'ın Iraklı bir Ârâmi olduğunu, yani her iki anlayışın da Arap olmayan kişiler tarafından tesis edilip Araplar arasında yaygınlaştırıldığını söyler.(5) Yukarıda ismi geçen Fransız bilim adamı da yine ismi verilen eserinin 432. sayfasında Şii Fâtimîliğin kurucusu Abdullah İbni Meymûn hakkında şöyle der: “Bunun bir Acem (İranlı) olduğu anlaşılmaktadır. İran an'anelerine vâris olan bir (Zındık), yani gayri-müslim sayılmasında hata olmasa gerektir”(6). İsmail Hami Danişmend devamla şöyle der; “Aslen Acem oldukları halde, uydurma bir nesepnâme ile kendilerini Hazreti Fâtımâ'nın nesline nisbet etmiş olan Fâtımîlerin hakikatte Fâtımîlikle hiç bir alakaları olmadığında umûmiyetle ittifak edilir”(7) İsmail Hami Danişmend ünlü tarihçimiz Ahmet Cevdet Paşa'nın “Kısas-ı Enbiya ve Tevârih-i Hulefâ” isimli eserinin1331 tarihli İstanbul baskısının 453. sayfasında verilen bilgilerin de ışığında Kermatîlik hakkındaki kanaatini şöyle açıklar: “...Çünkü bu mezhep halkın aşağı tabakalarını harekete geçiren bir nevi Komünizmden başka bir şey değildi. Brockelman -Dâr'ül Hicre-müridleri arasında -tam bir mal birliği- hüküm sürdüğünden bahsetmektedir”(8) İ.H.Danişmend, Kermatîlik konusunda Henri Masse'den de şu bilgileri aktarır; “Bu hareket El-Cezîre'den (Irak olmalı) Arabistan'a yayıldı ve kısmen âmiyâne bir Komünizme inkılâp ederek (dönüşerek)bazı ifratlarla (aşırılıklarla) neticelenmiş olduğu için, gene İsmâilîlerden diğer tarikatçıların, yani Fâtimîlerin müdahalesine yol açtı...Hülasa diyebiliriz ki; Karmatîliğin (İmâm-ı Mektûm) akidesini ictimai bir inkılab uğrunda kullanmasına mukabil, Fâtimîlerin de öyle Sosyalizmi reddederek Karmatî propagandasıyla (İmâm-ı Mektûm) akidesini siyasi hakimiyet fikirlenin tahakkukunu temin yolunda kullanmış oldukları anlaşılmaktadır”(9) İ.H.Danişmend devamla “Bu izahtan anlaşılacağı gibi, ayni bir mugaalâta ve dalâlet mezhebi Fâtimîler tarafından saltanat ve Karmatîler tarafından da komünizm aleti ittihaz edilmiştir!” dedikten sonra Will Durant'tan şu bilgileri nakleder: “Karmatîler mal ve kadın ortaklığı fikrini müdafaa ettiler, işçileri tesânüd cem'iyetleri halinde teşkilatlandırdılar, cihanşümul bir müsâvât ilan ettiler ve fikir hürriyetçileri sıfatıyla Kur'an'ın bâtinî bir tefsirini kabul eylediler. Sünnî İslamiyyetin tespit etmiş olduğu ibadet usulleriyle orucu istihfâf ediyor ve mihrablarla taşlara karşı namaz kılan (eşekler) le alay ediyorlardı”(10)

Yine İsmail Hami Danişmend'in aynı eserinden öğreniyoruz ki (bk. S. 159-161); bizatihi müfritlik olan Şiiliğin bu en aşırı ucu Kermatîlik, bir ara oldukça güçlenip şımarıyor ve M.930 yılında Mekke-i Mükerreme'yi işgal ile şehri ve hacıları yağmaladıktan başka 30.000 hacıyı katlediyor, Kutsal Kâbe'nin örtüsünü parçalıyor ve mübarek Hacer'ül Esved'i yerinden sökerek beraberlerinde götürüyorlar ki; bu mubarek taşın tam 22 sene bu sapkın cereyana mensup kişilerin uhdesinde kaldıktan sonra geri iade edildiği belirtilmektedir. Esas konumuz bu olmadığı için burayı geçiyoruz.

Şimdi yukarıdan beri yazdıklarımızı, sosyalizmi, komünizmi, muta nikâhını, Türkiye'deki bazı dini cemaatlerin bu nikâha bakış açılarını, günümüzde başta sanat çevresi ve sosyete nedilen toplum kesimlerinde yaşanan kısa süreli ve nikâhsız birliktelikleri ve ayrıca özellikle ülkemizde zinanın suç olmaktan çıkarıldıktan sonraki gelişmeleri üst üste koyarak konuyu bağlamaya çalışırsak şu sonuçları çıkarabiliriz.

1- Muta Nikâhı diye bir nikâh türü bulunmaktadır ve bu nikâh türü çoğu kere fuhşa ve zinaya bir kılıf ve perde olarak kullanılmaktadır. Böyle olmasa bile bu nikâhın uygulanması konusunda böyle bir ihtimal her zaman bulunmaktadır.

2- Şiilik İran'da doğmuştur ve buradan İslam Dünyası'nın birçok bölgesine yayılmıştır ve Şiilik bugün İslamiyet'ten öte İran Milli Dini haline gelmiştir. Çünkü Şii inancının içinde başta Zerdüştlük ve Mecusilik başta olmak üzere eski İran dinlerinden bazı izler bulunmaktadır.

3- Bilindiği gibi Zerdüştlüğün öğretisi içinde toplumda mal ortaklığı anlayışı hakimdir ve bu ortaklığın içine kadınlar da dahildir. Bu yönüyle Zerdüştlük, kollektivizmi esas alan Sosyalizm ve onun uygulama biçimi olan Komünizmle örtüşmektedir. Bu durumda Karl Marks'ın, Sosyalizmin amentüsünü vücuda getirirken Zerdüştlükten esinlenmediğini hiç kimse iddia edemez.

4- Bizatihi ifrat olan Şiiliğin en müfrit kolu olan Kermatilik, dine, mala ve kadına bakış açısı bakımından tipik bir komünizmdir ve bu komünizm İslam Dünyası'nda ilk defa bu Kermatiler tarafından uygulanmıştır. Konünizmde nasıl ki “Din afyon” olarak nitelendirilmişse, Kermatiler de namaz kılan mü'minleri taşlara yönelerek namaz kılan eşekler olarak nitelendirip, oruç ibadeti ile istihfaf etmişler yani orucu hafife alıp oruç tutanlarla dalga geçmişlerdir.

5- Muta Nikâhı'nda, kadının ortak mal olarak algılanması kadar ağır olmasa bile, kadının bir mal ve eşya olarak algılanması şeklindeki bir anlayışın izleri vardır. Ve eğer, iddia edildiği gibi birkaç günlük veya birkaç saatlik sürelerle nikâhlar akdediliyorsa bu, tam bir sapıklık, sapkınlık ve kadın onuruyla alay etmektir. Cinsel arzuları tatmine ve şehvetleri söndürmeye yönelik bir kılıftır. Dolayısıyla bu uygulamanın adresini ta Kermatîlik de aramak gerekmektedir.

6- Muta Nikâhı ve nikâhsız birliktelikler, neslin devamı, ailenin korunması ve milletlerin asâletlerinin muhafazası açısından da son derece sakıncalı olduğu gibi İslamın özüne de büsbütün aykırı uygulamalardır. Sevgi ve şefkatten çok, işin içine maddi ve manevi menfaatler ve hazlar girmektedir.

29.12.2005

Ömer Sağlam

__________________

1-http://www.kutsalkitap.org.

2-http://hadith.al-islam.com.

3-http://www.yeniasya.com.tr/yazarlar/butun.htm

4-İsmail Hami Danişmend, Türk Irkı Niçin Müslüman Olmuştur, s.157, Okat Yayınları, İstanbul, 1959. (Parantez tarafımızca konulmuştur.Ö.S.)

5-Aynı Eser, s. 157.

6-Aynı Eser, s. 154.

7-Aynı Eser, s.154.

8-Aynı eser, s. 157-158.

9-Aynı eser, s. 158. (Açıklamaya yönelik parantezler tarafımızca konulmuştur. Ö.S.)

10-Aynı Eser, s. 158.

------------------------

EMRE KONGAR

İslamda Komünist Korsanların Gizli Mezhebi: Karmatiler

Sevgili okurlarım, Milli Eğitim sistemimiz ne yazık ki hiçbir işe yaramıyor.
Meslek eğitimi çok yetersiz.
Bugünkü AKP iktidarı, meslek eğitimi sorunlarını sadece türban ve imam-hatip konusuna indirgediği için , bu alanda yakın gelecekte de akılcı ve evrensel rekabete uygun bir model geliştirme olanağı pek görünmüyor.
Klasik lise eğitimi ise bir başka fecaat.
Ne Doğu, ne Batı, ne demokrasi, ne laiklik, ne din, ne Atatürk , ne de en önemli konu olan vatandaşlık ve kent yaşamının gerekleri öğretiliyor.
Bu durumun en önemli nedeni, eğitimin ülke gereklerine ve evrensel ölçütlere göre değil, her iktidarın kendi siyasal parti görüşüne göre biçimlendirilmiş olması.
1945'ten sonra başlayan ''Soğuk Savaş'' bağlamındaki ''antikomünist'' ideoloji çerçevesinde ağırlık verilen din eğitimi, Arap kültür emperyalizminin kucağına attı eğitim sistemimizi.
Çocuklarımız, okulöncesi eğitim yerine, Kuran kurslarına yönlendiriliyor; ilköğretimde ve lisede yetersiz bilgi dağarcığından daha da önemli bir sorun, yöntem konusunda ortaya çıkıyor:
Siyasal iktidarların ideolojik yönlendirmeleri sonucunda, sorgulayıcı, araştırıcı beyinler yerine, ezberci, dogmatik kafalar oluşturuluyor.
****
Bu genel yetersizlikten her alan nasibini alıyor, bunların başında da din ve mezhep anlayışı geliyor; Müslümanlık olarak sadece Sünni mezhebi ve onun dalları okutuluyor, bunların dışındaki tarihsel ve dinsel olgular adeta yok sayılıyor, her türlü Şia ile birlikte Bektaşi-Alevi inancı da dışlanıyor.
Sevgili okurlarım, size bugün adını hiç duymadığınız bir İslam mezhebinden söz edeceğim:
Karmatiler: 9. yüzyılda ortaya çıkmış olan ilk İslam komüncüleri. (Siz ''komünistleri'' diye de okuyabilirsiniz.)
Yani Anadolu'da ''fetret devri'' nde önem kazanan Şeyh Bedrettin hareketinin ataları.
Karmatilik, gizli bir örgüt: Tarihteki ve günümüzdeki bütün gizli örgütlerin anası; Hasan Sabbah 'ın Haşşaşinler 'ine de kaynaklık ediyorlar.
Fütüvve, yani Ahilik de bunlardan geliyor.
Hurufi inancı da bunlardan türüyor.
Arap Yarımadası'nın güneyinde korsanlık yapıyorlar.
Zenginden alıp yoksula vermek, genel uygulamaları.
Bu açıdan Robin Hood 'un da ataları.
930 yılında Mekke'yi fethedip, Hacer-i Esved' i kaçırıyorlar.
Karmatiler 'le başa çıkamayan Abbasiler, Selçuklu Sultanı Melikşah 'tan yardım istemek zorunda kalıyor.
İçki haram değil, şarap içiyorlar, güneş doğmadan iki rekat, güneş battıktan sonra da iki rekat namaz kılmanın, yılda iki gün oruç tutmanın yeterli olduğuna inanıyorlar.
Kıbleleri Mekke değil, Kudüs. Ben Karmatiler 'i ilk kez Dubai 'ye gitmeden önce, bu ülke hakkında kaynak araştırması yaparken öğrendim.
 
Türkiye'de, çok özel araştırmacılar hariç, hiç kimsenin bunlardan haberi olmadığını gözlemledim.
Dinler ve mezhepler tarihi, geçmişin siyasal tarihi olduğu için, hem çok kanlıdır hem de çok ilginçtir; ama bence en önemli özelliği, dogmatik inançla siyaset birleştiği zaman, ortaya ancak ve ancak ölümcül hesaplaşmaların ve sadece kanla çözülen iktidar kavgalarının çıktığını göstermesidir.
Henüz Endüstri Devrimi 'ni yani Aydınlanma 'yı yaşamamış olan İslam Dünyası' nda eşi bulunmaz bir deneyim sahibi olan laik ve demokratik Türkiye 'de, dini siyasete alet ettiğiniz zaman alacağınız sonuç hiç de değişik değildir, çünkü kanlı tarih çok gerilerde kalmamış olduğu gibi, toplumsal ortam da bu tür yozlaştırmalara uygundur.







 

ANA SAYFA