|
Irak’ın işgaliyle başlayan
süreçte, İran’ın etkisi altındaki Şii oluşumların siyasi nüfuz elde etme
çabaları, İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in, Pakistan’dan Lübnan’a
uzanan bir “Şii İmparatorluğu” kurma planını doğruluyor.
|
İRAN’IN “Şİİ
HİLALİ” HAYALİ
Mustafa
TOMBULOĞLU
( Yörtürk Kültür ve Sanat Dergisi-Eylül/Ekim 2005)
Irak’ın işgaliyle başlayan süreçte, İran’ın etkisi altındaki Şii
oluşumların siyasi nüfuz elde etme çabaları, İran dini lideri
Ayetullah Ali Hamaney’in, Pakistan’dan Lübnan’a uzanan bir “Şii
İmparatorluğu” kurma planını doğruluyor. Bu konuya dikkat çeken
Avrupalı güvenlik uzmanları, 21 Mayıs 2004 günü, İran, Pakistan,
Lübnan, Bahreyn’de ve bu ülkelere ilaveten, Irak’ın Kerbela, Necef
ve Küfe şehirlerinde, Cuma namazı sonrasında yüz binlerce Şii’nin
aynı anda “Kutsal Şii Mekanları Savunma” adıyla yaptıkları
gösterilerin tesadüf olmadığını savunuyor. Hatta, bu olaylar
“Enternasyonal-Küresel Şii İntifadası” olarak tanımlanıyor. “21
Mayıs”ta yaşananların, İran’ın, sorunu Irak dışına taşıyabileceğini,
Şii dünyasını ABD’ye karşı seferberliğe geçirebileceğini gösterdiği
belirtiliyor.
Lübnan, Pakistan ve Irak’ta yüz binlerce Şii’yi aynı gün, aynı
anda, eşzamanlı olarak harekete geçiren gizli sözcüğün, bizzat dini
lider Ali Hamaney’den geldiği, gösteriler sırasında taşınan Iraklı
Ayetullah Sistani ve Humeyni’nin posterlerinin her şeyi açıkladığı
ifade ediliyor. Bir süre önce, İran kaynaklı Baztab internet
sitesinde yayınlanan bir haberde de, Mart 2005’de, İran yanlısı
Hizbullah taraftarı bir milyon kişinin Beyrut’ta bir araya gelmesi,
“Şii Hilalinin tamamlanması” olarak yorumlanmıştı. Şu an Irak
genelinde yaşanan gelişmelere bakıldığında, İran’ın bu karmaşadan
istifade ederek Irak’taki nüfuzunu ve hakimiyetini güçlendirmeye
çalıştığı görülmektedir. El Vatan El Arabi Dergisi’nin 4 Haziran
2004 tarihli sayısında, “Şii İmparatorluğu Planı”nın, dini lider Ali
Hamaney’in başkanlığında toplanan İran Milli Güvenlik Kurulu’nun çok
gizli stratejik bir toplantısında karara bağlandığı ifade ediliyor.
Görünen o ki, ABD ve İran arasındaki bütün çatışmalar, gizli ve
açık görüşmeler, suçlamalar; İran’ın, Irak ve Körfez ülkeleri ile
Arap ülkelerine doğru genişlemeyi öngören stratejik planının bir
parçası. İran rejimi, bir çok Arap ve İslam ülkesine
“girmeyi-sızmayı” hedefleyen bir planı uygulamaya soktu. Aralarında
Lübnan, Kuveyt, Bahreyn ve Irak’ın bulunduğu çok sayıda İran
Büyükelçiliği’ne, 2004 yılında yaptığı bir dizi atama ile dini
lidere bağlı Devrim Muhafızı ve istihbarat subaylarından oluşan
şahısların ilgili ülkelere girmeleri sağlandı. Bazı diplomatik
kaynaklar, Suriye’de de faaliyetlerini yürüten İran’ın, Suriye
halkını Şii mezhebine geçirmek için kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü
bildiriyor. Bu çerçevede, Rakka’daki Afadile ve Homs’taki Muvali
Aşiret’ine mensup bazı Sünnilerin 2005 yılı içerisinde Şii mezhebine
geçtikleri ve İran’ın bu şahıslara aylık 20 bin Suriye Lirası yardım
yaptığı belirtiliyor. Nüfusunun % 85’i Müslüman olan Suriye’de,
Müslümanların sadece % 1,5 kadarını İsmaili ve Şiiler oluşturuyor ve
bu nedenle Suriye, ülkedeki Şii topluluğu kendisine tehdit olarak
algılamıyor. Hatta, ABD’nin baskıları üzerine uluslar arası düzeyde
yalnızlığa itilen ve kendisine bölgesel müttefikler arayan
Suriye’nin bu davetine ilk cevap veren İran oluyor.
Suriye ile İran arasındaki ittifak, 16 Şubat 2005 tarihinde,
Suriye Başbakanı’nın Tahran’ı ziyaret etmesiyle doğrulandı. İran
ittifak çerçevesinde ilk adımını, Lübnan Meclisi’nde güçlü bir
partiye sahip olan Şii örgütü Hizbullah’ı harekete geçirerek,
Suriye’ye yardım etmekle attı. Lübnan’da 2 milyon kadar Şii
yaşamakta olup çoğunlukla Güney Lübnan’da yerleşiktir. Suriye,
Lübnan’daki emellerine Şiilere destek vererek ulaşmaya çalışmakta ve
yeni Lübnan Yönetimi’ne karşı Şii kartını oynamaktadır. Zira,
Hizbullah, Lübnan Komunist Partisi ve Şii Emel Hareketi, Suriye’nin
desteklediği Şii örgütlerdendir. Bu da Suriye ve İran’ın yollarının
kesişmesine neden olmakta ve bu iki ülkeyi ittifak kurmaya
yöneltmektedir. Lübnan’da son zamanlarda telaffuz edilen “Suriye
yanlıları ve karşıtları” bölümlenmesi her geçen gün daha da
keskinleşmektedir. Hizbullah öncülüğünde ve Suriye’nin desteğiyle, 8
Mart 2005 tarihinde, Beyrut’ta gerçekleştirilen gösterilerde, sosyal
ve mezhepsel mesajlar verilmiştir. Bütün dünya gösterileri, Lübnan
halkına karşı Şiilerin varlığının teyidi olarak algılamıştır.
Uzmanlar, verilmek istenen bir diğer mesajın da, “Suriye
birliklerinin çekilmesine rağmen Hizbullah’ın hala yerel ve bölgesel
önemini yitirmediği ve lider Hasan Nasrullah’ın Suriye’nin oyununa
hizmet ettiği” olduğu belirtilmektedir. Seyit Hasan Nasrullah, İran
İslam Devrimi’nin eğitim ve kültürünün bariz bir örneğidir.
Nasrullah’ın İran’a olan vefası, 2000 yılında Arap Dünyasında yılın
adamı seçilmesi ve 2001 yılında Arap liderlerin şaşkın bakışları
önünde İran Devrim Lideri’nin elini öpmesiyle tecelli etmişti. Bu
İran’ın, dünyadaki gelişmelere etki etmekte ne kadar potansiyele
sahip olduğunu göstermek açısından iyi bir fırsattı.
Ortak çıkarlar bağlamında, Irak Şiileri ile yakın bağları bulunan
Lübnan’daki Şiiler konusunda Suriye’nin de desteğini alan İran,
“imparatorluk çalışmalarına” devam etmektedir. Lübnan’daki Hizbullah
kamplarında ve Irak’ta bulunan binlerce Şii genç, ileri eğitim
amacıyla Tahran’a gitmekte ve daha sonra Bedr Kuvvetleri’ne dahil
olmaktadır. Bedr Kuvvetleri, Irak’ta faaliyet gösteren Irak İslam
Devrimi Yüksek Konseyi (SCIRI)’nin askeri gücünü oluşturmaktadır.
SCIRI’nin K.Irak, İran, Suriye, Türkiye ve Lübnan’da temsilcilikleri
bulunmaktadır. Irak’taki Şiilerin devlet yönetiminde aktif rol
almaları Bahreyn’deki, Kuveyt’teki ve Suudi Arabistan’ın doğusundaki
Şii nüfusu da cesaretlendirmektedir. Batı’nın son 25 yıl zarfında
İslam ülkelerindeki uygulamaları, Mısır’daki örgütlerin yanısıra,
Saddam ve Taliban gibi aşırı rejimlere kadar Sünni Vahabi ve Seküler
hareketleri desteklemesi ve Şii hareketleri en sert şekilde
bastırmaya çalışması, Şii oluşumlarını hızlandırmıştır. Ancak,
Batı’nın bu politikası işlerin tersine dönmesine neden olmuş, Sünni
radikal akımlar güç kazanarak Batı’yı hedef almış, İslam dinine
yönelik tepkiler artmıştır. Bu da, İran Devrimi’nin diğer Şiiler ve
hatta Sünniler üzerindeki etkisinin büyümesine neden olmuştur.
Batı’nın bu gelişmelere karşı tutumunu değiştirmemesi halinde İslam
Dünyası büyük bir krizle karşı karşıya kalabilir.
|
|
|