DUDAYEV'I ATASAGUN OLDURTMEDI!
http://www.atin.org/detail.asp?cmd=articledetail&articleid=369
Bir yabancıdan
veya aranızda husumet olan bir insandan zarar görürseniz çok fazla
etkilenmeyebilirsiniz ama dost bildikleriniz size kazık atar, zarar verirse bu
beyninizin derinliklerine, iliklerinize kadar işler, etkiler. Onu hiç
unutmazsınız.
Ben yaşamımın en büyük kazığını, bir zamanlar dost bildiğim günümüzün MİT
Müsteşarı Şenkal Atasagun’dan yedim.
Hem de iftira, yalan, kendi yaptıklarını benim üzerime yamamak gibi çirkin ve
bayağı yöntemlerle.
Alaattin Çakıcı ile en son ilişkisi olan kişi o idi.
Akın Birdal suikastına karışan Mehmet Kulaksızoğlu’nu kullanan da o,
Yeşil kod Mahmut Yıldırım’ın operasyonel olarak kullanılmasında imzası olan da
o...
Sonra kalktı bütün olumsuzlukları bana yamamaya çalıştı.
Yeşil dedi, Çakıcı dedi, çete dedi, beni sahtekarlık yaparak tarihinde
görülmemiş bir şekilde MİT’den uzaklaştırdı.
Danıştay’da açtığım davanın birinci kısmını kazandım. Danıştay, “MİT’den Şeker
Fabrikaları’na tayinimin” –usulsüz- olduğunu belirtti. Şimdi Danıştay’ın davanın
tamamı ile ilgili kararını bekliyorum. Üç yıl oldu ama, ben hala ümidimi
yitirmedim.
O eline geçirdiği gücü kötüye kullandı, aileme mensup kişileri takip ettirtti,
bütün yakınlarımın telefonlarını dinletti, gizlice evimi arattı, hakkımda basına
el altından yalan haberler yaydırttı, ucu kendine dokunan açıklamalarımı “MİT’e
ait gizli bilgileri açıklıyor” diye beni mahkemeye verdi, benimle ilişkisi olan
herkesi tehdit etti, sindirtti...
Bütün bunları ne için, ne uğruna yaptı?
Üç günlük makam sevdası, hırs, arabalar, uçaklar, helikopterler, korumalar,
yalılar, köşkler, seyahatler, kokteyller, örtülü ödenekler...
Belki MİT Müsteşarlığından sonra, Paris veya Brüksel’de bir büyükelçilik makamı
için...
Şimdi, “ben onun adamı değilim” diye sağa sola mesajlar yolladığı Mesut Yılmaz
gibi, Çevik Bir gibi, şaibeli isimlere yaranmak uğruna...
Kendisini ziyaret eden zamanın CHP milletvekili Fikri Sağlar’a “sizinle ilgili
dosya benden önce oluşmuş” diyor, yine pası başkalarına atıyordu. Halbuki Ankara
Bölge Başkanı olduğunda Fikri Sağlar’ı kontrol altına alan, Dedeman Oteli
civarındaki yazıhanesini gizlice aratan yine o idi.
Türkbank satışında Mesut Yılmaz’ı kurtarmak için “Korkmaz Yiğit’in, Alaattin
Çakıcı ile ilişkisi tespit edilememiştir” şeklindeki düzmece resmi yazıyı
verdiren de o...
O, benliğini, değerlerini, mesleğini üç kuruşluk menfaatler için sattı.
Benim gözümde makamı yükseldikçe küçülen insanlardan biri o.
O benim beynimin derinliklerine yerleşti. Onu yaşadığım sürece hiç unutmayacak
ve affetmeyeceğim.
Şimdi başkalarına yaptıkları kendi başında.
İftiralara uğrama sırası şimdi ona geldi.
Etme – bulma dünyası....
Kalıbı, kıyafeti, diplomat edası, basınla ilişkileri, yalanda olsa kamuoyu
karşısında söyledikleri ve verdiği sözler, yıldızını parlatmıştı.
Artık MİT’in başında “pisliklere bulaşmayan”, medeni, tecrübeli, başarılı bir
müsteşar vardı...!
Amerikalıların, Abdullah Öcalan’ı paketleyip teslim etmelerinden sonra yıldızı
ışıklar saçmaya başladı. Objektiflere zafer işaretleri yapıp kahramanca pozlar
veriyordu.
Ta ki, yardımcısı ve baş rakibi Mikdat Alpay’la birlikte “Apo’nun asılmaması” ve
“Kürtçe yayına izin verilmesi” beyanatını verene kadar.
Kendini çok güçlü sandığı o andan itibaren yıldızı sönmeye başladı.
Çünkü, Çevik Bir zamanından kalma, “askerlerle aramızda fikir ayrılığı yok”
beyanı gerçeği yansıtmıyordu.
Şimdi bir gazete alıntısı ile devam edelim:
“Ankara'nın Çankaya Semti'nde bulunan Çevre Sokak üzerindeki büyükçe bir binada
yer alan onlarca telefonun biri çalıyor...
Ve sohbet başlıyor...
Tabii, önce karşılıklı hal-hatır sormalar...
Havadan sudan, derken geliyorlar Türkiye'nin meselelerine...
-Efendim sizi, bizim bünyemizin içinde görmekten mutluluk duyarız.
-Sağolun, sağolun... Kısmet...
-Göreviniz süresi boyunca tıpkı bizden biri gibi davrandınız. Daha önceleri ne
söylediysek onu yaptınız. Gönülleri fethettiniz.
-Estağfurullah, efendim, estağfurullah. Benim görevimdi zaten, yaptıklarım.
-Ama, yolsuzlukların üzerine gitmeniz sıkıntı yarattı sizin için. Şimdi ne
yapmayı düşünüyorsunuz? Mücadeleyi burada bırakacak mısınız? Nasıl bir tavır
içine gireceksiniz?
-Ben her şeyi, temiz bir ülke için yaptım. Kolay kolay pes etmem. Bakın organize
suçlarla ilgili söke söke çekip aldığım sekiz dosya var elimde. Kapağı hiç
açılmamış sekiz dosya.
-Keşke gitmeyip kalsaydınız da bunları da gündeme getirseydiniz.
-Efendim, günü gelince bunların hepsinin kapağını açacağım. Teker teker
açacağım... Bunun için kalmadım, durmayıp gittim. Bu durumda kalmak bana
yakışmazdı...
-Anlıyorum sizi... Peki şahsınıza yöneltilen saldırıların kaynağını araştırdınız
mı? Nedenini irdelediniz mi?
-Vallahi ne diyeyim... Kaynak da belli, neden de... Eğer devletin istihbarat
örgütü, jandarmayı jurnallerse, dinlenen telefonları, yapılacak baskınları
bizden önce malum zata bildirirse ne yapayım?
-Evet, evet... Çok kötü tabii... Üzücü bir durum...
-Beni de çok üzdü bütün bunlar. Telekulakmış, bilmem neymiş, bunların hepsi
devletin istihbaratının başının altından çıkıyor. Daha doğrusu buradaki bir iki
kişinin işi... O zat-ı muhtereme bu kadar yarenlik yapmanın, yaren olmanın
anlamı ne?
-Ya, ya... Yanlış, çok yanlış...
-Niye haber ediyorsunuz? Ne yapıyoruz? Çalanın çırpanın önüne geçmeye
çalışıyoruz. Neresi yanlış bunun. Olsun. Allah büyüktür. Bir gün sorarlar adama,
'senin ne diyet borcun vardı o zata' diye...
--------------------------------------------------------------------------------
Telefon konuşması devam ediyor...
Yine ülke meseleleri...
Enflasyon, ekonomik kriz, Derviş'in başarılı olup olamayacağı, hükümetin genel
durumu, erken seçim, yeni oluşumlar falan gibi konular üzerine...
Ve yine görüşenlerin birbirlerine övgülerinin yanı sıra başarı dileklerinin
sunulmasıyla telefonlar kapatılıyor...
--------------------------------------------------------------------------------
Gelelim söz konusu görüşmeyi gerçekleştirenlere...
İsimlerini yazamayacağız.
Görüşmeyi bize aktaran şahsın ricası üzerine söz verdiğimiz için...
Kelimelerle tarif etmeye çalışacağız...
Mesela; sahip oldukları ortak özelliklerden biri, her ikisinin de politikacı
olması.
Üstelik her ikisi de ayrı ayrı dönemlerde, ayrı ayrı partilerin mensubu olarak
bakanlık görevinde bulundular..
Amaaaa, en önemli ortak özellikleri ise, her ikisinin de Türk siyasi
yaşantısında pek fazla örneği görülmeyen davranışta bulunmaları...
Koltuklarına yapışmamaları...
Ülke menfaatlerini, erdemliliği, mantığı hırslarının önüne almaları...
Demokrasilerde, bir de 'istifa' kurumunun olduğunu hatırlamaları...
Biri, semerisini gördü, bu örnek davranışının... Taban tarafından çağrılarak
yeniden koltuğa oturtulmasıyla...
Diğeri de görecek gibi görünüyor... İzlenen gelişmelerden...
Eh, arife, bu kadar tarif çok bile...” (Akşam 12 Haziran 2001 Salı)
Evet, anlaşıldığına göre, zamanın ANAP’lı İçişleri Bakanı, Cumhuriyet Halk
Partisi Genel Başkanına, MİT’in başındakinin “jurnalcilik” yaptığından
bahsediyor.
Jandarmanın, askerin telefonlarını dinleterek, yolsuzlukla ilgili operasyonel
bilgileri Mesut Yılmaz’a yetiştirdiğinden, dinlenen telefonları, yapılacak
baskınları önceden bildirerek Mesut Yılmaz’ın tedbir almasını sağladığından
bahsediyor.
Bir gün gelir “senin ne diyet borcun vardı da, o Türkiye’nin en şaibeli
politikacısı Mesut Yılmaz’a bu kadar yarenlik yaptın?” diye adama hesap sorarlar
diyor.
Acaba o “kapağı açılmamış 8 dosya”nın kaçında MİT Müsteşarını ilgilendiren
konular var?
Bütün bu gelişmeler şunu gösteriyor.
Asker Şenkal Atasagun’u istemiyor...
Belli ki yukarıda belirtilenlerin dışında başka sebepler de var.
Ancak onu, Ecevit’e, ve Mesut Yılmaz’a rağmen, normal yollardan görevinden
uzaklaştıramıyorlar.
O zaman onu kamuoyu önünde yıpratılıp, bir an önce görevden uzaklaştırmak için
“kara propaganda” yöntemlerine başvuruluyor.
Bu görevi de Doğu Perinçek ve onun bilinen yayın organları ile yeni gizli yayın
organı “Yeşil.org” internet sitesi yürütüyor.
Şenkal Atasagun’a en çok kızan insanlardan biri olmama rağmen, yazılanların
hiçbirinin doğru olmadığını söyleyebilirim.
Dudayev’e telefon verilmesi olayı ile Şenkal Atasagun’un alakası yok. Bu o
zamanki Operasyon Başkanı ile Elektronik ve Teknik İstihbarat Başkanı’nın
sorumluluğunda olan bir konudur.
Bu konunun sorumlularından biri olan zamanın Elektronik ve Teknik İstihbarat
Başkanı’nın, Aydınlık Dergisi’ne “bilirkişi” olarak telefonlar hakkında bilgi
vermesi yadırganılacak bir davranış.
Anlaşılıyor ki birileri bir yerlere hazırlanıyor...
Bir hukuk devletinde, Şenkal Atasagun'dan hesap sorulmasının yöntemi, bu tip
saray entrikaları ile olmamalı.
![]()
Hele hele, Perinçek gibi birisinin orduyla bütünleşmesi tam kara bir leke.
Eğer Türk ordusu Perinçeklere kaldıysa yazıklar olsun.
DUDAYEV'I ATASAGUN OLDURDU BASLIKLI HABER ICIN YESIL ORG DAN -> Dudayev'i Atasagun mu oldurttu?