|
İçimizdeki satılmış,
milletin tarihini bilmeyen, veya milli hislerden mahrum kalmış olası
kimselerin, ihtilaller neticesinde, ülkemizin kaldırım taşlarına
yerleştirilmiş olması, bizleri haklı olarak yazarken ürkütmektedir.
Bilhassa benim şahsıma karşı, yapılan resmi makamlardaki densizlerin
kurdukları komplolar karşısında, Allah’tan başka hiçbir güvencem
olmadığını bir kez daha idrak etmiş bulunuyorum. Yani, eğer bu yazıyı
yazıyorsam, hala ellerime kelepçe takılmamışsa; O karanlık alçakların
izin verdiği müddete kadar, ipim çekilene kadar yazacağım ve özgür
kalacağım ayan ve beyan ortadadır. İstedikleri zaman benim ipimi en
aşağılayıcı, en madara edici bir şekilde iftira ve komplolarla
gerçekleştireceklerdir. Bunu yaparken de, benim vatanım ve milletim için
şehit düşecek kadar Milliyetçi, ülkücü, Büyük Turan Sevdalısı olmamın
gerekçelerini kara kutularda gizleyeceklerdir. Bu yazımı onlarca yerli
ve yabancı istihbarat elemanının okuduğunu, bir o kadar da içimizdeki
kanı bozukların son noktasına kadar arşivlerinde sakladıklarını
biliyorum. Bu güne kadar hiçbir yazımı belgesiz yazmadım. Belgesiz
konuşana ve yazana ‘şarlatan’ diyorlar değil mi?.. İçimizdeki bir takım
kanı bozuklar ve CHP’nin bugünkü kurmay takımı, Atatürk’ün attığı her
imzaya sahip çıkmamızı istiyorlar. Necip Milletimizin inançlarına
Amerikanın ve AB ülkelerinin gem vurmasını bile Atatürk’e mal eden soyu
bozukların zaman ve mekan, ‘deve bir akçe olmaz, bin akçe satın al’
kıssaları konusunda cahil ve cühela olduklarını görüyoruz. Atatürk’ü
sevmek, Atatürk’e sevdalanmak, ancak O’nu okuyup, O’nun hislerini
kavramakla olur. Atatürk attığı bir çok imzada kahrolmuş, yıkılmış ve
isyan etmiştir. Şimdi içimizdeki kanı bozukların, Atatürk’ün kahrola,
ola attığı imzalara bizi sürüklemeleri ayan ve beyan manidardır..
Evet, Sevres’ten
Lozan’a Gazi Paşamızın geçmesi kolay olmamıştır. Bugün de AB
görüşmelerinden sonra, Misak-ı Milli hudutlarını muhafaza etmemiz kolay
olmayacaktır.
3 İngiliz’den,
Amerikalıdan veya bir başka AB ülkesi vatandaşından 2 tanesi öz babasını
tanımamaktadır. Eve erkek arkadaşını getirip, kocasıyla tanıştıran AB’li
veya Amerikalı kadının doğurduğu soysuz çocuklardan, İngiliz
kahpelerinden mertlik ve dürüstlük beklemek, bizi onların bu zelil
kültürlerine ortak etmeye çalışan nesepsizlerimizden bizi layıkıyla
yönetmelerini beklemek gaflet ve delaletten ibarettir. Bugün
Mehmetçiğimiz Doğu ve Güneydoğumuzda 3-5 bin çapulcuyla değil, Amerikalı
ve AB’li kancık ananın doğurduğu veledizinalarla savaş vermektedir. Bu
da yetmez; içimizdeki kanı bozukların payı daha da büyüktür. Toprağa
şehit verdiğimiz her Mehmedimizin kanından içimizdeki nesebi tayip
olmayan nesepsizler de sorumludur.
AB görüşmeleri
Sevres’ten Lozan’a geçerken başlatılmış ve bu güne gelinmiştir. Biz
hiçbir AB görüşmesini asilkan.org olarak gündeme getirmedik. Bundan
sonra da getirmeyeceğiz. Zira; bizi AB rüyalarıyla aldatanlar inanın bu
Necip Milletin kanını taşımıyorlar. AB görüşmelerinin tarihi bellidir.
İlk Görüşmeler Gazi Paşamız tarafından mecburiyet karşısında yapılmaya
başlanmıştır. Gazi Paşamız da tavizler vermek zorunda kalmış ve fazla
dayanamayıp kahrıdan ölmüş veya öldürülmüştür. Belge mi istiyorsunuz?
Alın size en sahih
belge: 31 Kânunuevvel 1919 Harbiye Nazırı Cemal Nutuk Vesika 220
Gazi Mustafa Kemal
Atatürk Heyet-i Temsiliye zamanında, Ankara’ya ilk teşriflerinde
memleketimizin eşref ve mütehayyizanına irat buyurdukları nutkun
suretinden kısa bir bölümü sizlere aktarıyorum. Gerektiği zamanlarda bu
nutkun başından ve sonundan da alıntıları sizlere aktaracağım.
Hakkı DEDELER
“….Halbuki bu
mütaleat bizim hakkımızda kat’iyyen gayrivarittir. Her ikisi de mahzı
iftiradır. Milletimizin kabiliyetsiz olmadığı tarihten ve mantıktan
sabittir. Bunun delilini yine ecanibin kendi muamelelerinde bulabiliriz.
Avrupa Devletleri mütarekeden evvel ve mütareke anında mütarekename ile,
“kendi hududu millisi dahilinde lâyık Türkiye’yi kabul etmişlerdir”
aradan bir sene geçmeden nasıl oluyor da bir millet zalim ve
kabiliyetsiz oluyor. Ve bundan dolayı hakkı hayattan mahrum edilmek
isteniyor. Avrupa devletleri milletimizi evvelce bilmiyorlar mıydı?
Wilson Prensiplerini kabul ve mütarekenameyi imza ettikleri zaman altı
asırlık bir milletin mahiyeti, kabiliyeti hakkındaki malımatları
noksandı da bir iki ay zarfında mı ikmal ettiler? Hakkımızda tatbik
edecekleri kararları bilmiyorlardı da sonra mı hatırlarına geldi?
Halbuki düşününüz
Efendiler! Milletimiz ufak bir aşiretten; anavatanda müstakil bir devlet
tesis ettikten başka garp âlemine, düşamn içine girdi ve orada azim
müşkülat içinde bir imparatorluk vücuda getirdi. Ve bunu, bu
imparatorluğa altı yüz seneden beri kemali şevket ve azametle idame
eyledi. Buna muvaffak olan bir millet elbette âli hasaisi siyasiye ve
idareye maliktir. Böyle bir vaziyet yalnız kılıç kuvvetiyle vücuda
gelemezdi. Cihanın malımudur ki Devleti Osmaniye pek vâsi olan ülkesinde
bir hududundan diğer hududuna ordusunu sürati fevkalâde ile ve tamamen
mücehhez olarak naklederdi. Ve bu orduyu aylarca ve belki de senelerce
hüsnü iaşe ve idare ederdi. Böyle bir hareket yalnız ordu teşkilatının
değil, bütün şuabatı idariyenin fevkalâde mükemmeliyetine ve
kendilerinin kabiliyeti olduğuna delâlet eder.
Milletimizin zalim
olması meselesine gelince, bu da sırf iftiradan, mahzı kizipten
ibarettir.
Efendiler, hiçbir
millet, milletimizden ziyade ecnebi unsurların itikadat ve âdatına
riayet etmemiştir. Hatta denilebilir ki edyanı saire erbaının dinine ve
milletine riayetkâr olan yegâne millet bizim milletimizdir.
Fatih İstanbul’da
bulduğu dini ve milli teşkilâtı olduğu gibi bıraktı. Rum Patriği, Bulgar
eksarhı ve Ermeni kategigosu gibi Hıristiyan rüesayı diniye haizi
imtiyaz oldu. Kendilerine her türlü serbesti bahşedildi.
İstanbul’un
fethinden beri, gayrimüslimlerin mazhar bulundukları bu imtiyazatı vasia
milletimizin dinen ve siyaseten dünyanın en müsaadekâr ve civanmert bir
milleti olduğunu isbat eder en bariz delildir.
Milletimize bu
isnatta bulunan muarızlar insaf etsinler de dünyanın en büyük ve medeni
milleti olduğunu iddia edenlerden, din-i İslâmı sureti resmiyede
tanımayan, İslâmları Pazar gününü yevmi tatil ve mubarek suretinde
tanımaya icbar eden ve İslâmların yevmi mahsusu olan Cuma gününü resmen
tanımayan milletler olduğunu unutmasınlar.
Memleketimizde
yaşayan anasırı gayrimüslimlerin başına ne gelmiş ise, kendilerinin
ecnebi entrikalarına kapılarak ve imtiyazlarını suistimal ederek sureti
vahşiyanede takip ettikleri iftirak siyaseti neticesidir.
Herhalde Türkiye’de
zuhıra gelmiş şayanı arzu olmayan bazı ahval birçok esbap ve mazerete
istinat etmektedir. Buna da kat’ olarak arz edebilirim ki, bu ahval,
Avrupa devletlerinde irtikap edilmiş bunca itisafattan pek dun bir
mertebededir.
Rusyanın Polonyaya
karşı bir buçuk asır müddet takip ettiği hunrizane siyaset, Kafkasyada
Çerkezlere ve Pogrom namile Musevilere tatbik ettiği mezalim bu meyanda
sayılacak misallerdendir.
Tekrar ediyorum,
aleyhimizde serdedilen mütaleat yanlıştır. Bu hakikat tarihen ve
mantıken sabittir. Bu hususu yalnız garba değil, hatta vatandaşlarımıza
da ehemmiyetli bir surette ihtar etmek lüzumunu hissediyorum. Çünkü
nadirattan olmakla beraber teessüfle işitiyoruz ki; milletin tarihini
okumamış veya hissi milliden mahrum kalmış olması lâzım gelen bazı
şahıslar, ecnebilerin aleyhimizde serdettikleri ithamatı reddetmekten
başka vatanlarını, milletlerini kabahatli göstermekten çekinmiyorlar.
Hâla bugün, sultani mektebinin salonlarını aleyhimizde konferans
verdirmek için ecnebilere küşade bulunduranlar var, bu gibilere lânet!”
olsun
Gelin, Gazi Paşamızın günün
şartlarında istemeden kabul ettiği Pazar gününden vaz geçip, tekrar
Mübarek Cuma gününü tatil ve bayram günümüz olarak tekrar kabul edelim
desek; bize önce kimler ateş püskürür dersiniz? Hayatında 'Nutuk'tan bir
paragraf okumamış sahte Atatürkçü, cahil ve cühelalarımız sıraya girer
değil mi? Gazi Paşamız neye 'Lanet' demişti sahi?... |