SOK! CATLI AGCA KIRCI CIA 'CIYDI!

http://www.ensonhaber.com/Gundem/86689/Catli-ve-Agca-CIA-ile-baglantiliydi.html den alinmistir.

Ünlütürk, sebebini sorunca da 'katletmemiz lazım' diyorlar. Amerikalı subaylar Ünlütürk'ü daha sonraki toplantılara almıyor. Mahir Çayan ve arkadaşları, firar ettikten sonra takip edilmelerine rağmen Ünye'deki NATO üssünde görevli üç kişiyi kaçırıyor. Sonra Kızıldere'de öldürülüyorlar." Kaplan, "Demek ki, Mahir Çayan ve arkadaşlarının NATO görevlilerini kaçırmalarına izin verildi. Böylece Kızıldere'de katledilmeleri meşrulaştırılmış oldu" diyor.
BAHÇELİEVLER KATLİAMI
Kaplan'ın Özel Harp Dairesi'yle ilgili dikkat çektiği bir başka konu,
70'lerin ülkücü militanları, Bahçelievler katliamı hükümlüsü Abdullah
Çatlı ve Haluk Kırcı ile gazeteci Abdi İpekçi cinayeti hükümlüsü Mehmet
Ali Ağca'yla olan ilişkiler. Kaplan, bu üç ismin Özel Harp Dairesi'ne
bağlı çalıştığını öne sürüyor.
Kaplan'a göre Çatlı, Kırcı ve Ağca, Özel Harp
üzerinden Amerikan istihbarat örgütü CIA ile ilişkiliydi. Kaplan,
1970'li yıllarda Türkiye'yi karıştıran pek çok eylemin bu ekip tarafından
organize edildiğini savunuyor. Abdullah Çatlı daha sonra, 1980'lerin
başında Ermeni terör örgütü ASALA'ya karşı yurtdışında gerçekleştirilen
askeri operasyonlarda da görev aldı. Çatlı'nın yardımcılığını Oral
Çelik'in yaptığı biliniyor... Bu dönemde Fransa'da bulunan bazı hedeflere
bombalı saldırılar gerçekleştirildi. Eylemlerde kullanılacak silahlar Özel
Harp tarafından temin edildi. Bu silahların diplomatik kanallar
vasıtasıyla yurtdışına çıkarıldığı öne sürülücekti.
HİZBULLAH'IN DEPOLARI
Kaplan, Özel Harp Dairesi'nin faaliyetlerinin 12 Eylül darbesine zemin
hazırladığını söylüyor. Kaplan, Özel Harp Dairesi'nin 70'li yıllarda
Türkiye'nin çeşitli yerlerine gömdüğü silah depolarında bulunan silahların
artık eskimiş olduğuna dikkat çekerek şöyle diyor: "12 Eylül öncesi
olaylarda kullanılan silahların Özel Harp Dairesi'nin depolarındakiler
olduğuna inanmıyorum. Çünkü o dönemde silah kaçakçılığı çok yoğundu ve
silah ucuzdu. Ama bildiğim bir şey var; Hizbullah tasfiye edilirken örgüte
ait olduğu öne sürülen silah depolarının bir kısmı aslında Özel Harp
Dairesi'nindi..." Özel Harp Dairesi'nin 1994'te isim değiştirip Özel
Kuvvetler Komutanlığı adını aldığını belirten Metin Kaplan, bu dönemde
kurum içinde milli bilincin güçlendiğini söylüyor.
Kaplan, "Bu değişimle birlikte Amerika ve CIA ile bağlar iyice zayıfladı,
belki de koptu" diyor. Öte yandan eski İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş,
gazeteci Çetin Emeç cinayetiyle ilgili SABAH'ta yayınlanan görüşlerinin
yanlış anlaşıldığını belirtti. Güneş, amacının 1990 yılında gerçekleşen
Çetin Emeç cinayetinin arka planında yer alan bazı karanlık noktalara
dikkat çekmek olduğunu söyledi.
Özel Harp'te profesyonel askerlerin yanı sıra sivil personelin de olduğu
1990'lı yılların başında ortaya çıktı. Kimlikleri çok gizli tutulan sivil
personelin çoğu okul döneminde, üniversite ve lisede öğrenciyken teşkilata
alındı. Çok çeşitli mesleklerin çalışanlarıydılar; aralarında doktor da
vardı, öğretmen, akademisyen ve polis de...
İŞGALE KARŞI
"Vatansever" olarak nitelendirilen siviller çoğunlukla radikal sağ
örgütlerin sempatizanları ya da militanları arasından seçildiler ve özel
kamplarda gayri nizami harp eğitiminden geçirildiler. Özel Harp Dairesi
askerlerinin Bordo Bereliler olarak anılmasından hareketle onlar da Beyaz
Kuvvetler diye anıldılar. Sivil unsurlar, Sovyet işgali tehdidine karşı
oluşturulan çok gizli silah ve patlayıcı depolarının yerini biliyordu.
Olası bir işgal durumunda silahları depodan çıkarıp direnişi
örgütleyeceklerdi. Büyük bir gizlilikle yeraltına gömülen bu silahların
numara kayıtları devlette bulunmuyordu. Özel Harp Dairesi ve Kıbrıs'taki
Türk Mukavemet Teşkilatı'nın kurucularından emekli Albay İsmail Tansu,
sivil güçlerin Özel Harp'teki yerini şöyle anlattı: "Sivil uzantılar ülke
işgal edilince kullanılmak üzere barış zamanından eğitilip bekletilirler.
Görev verilmezler. Kopuk tespih taneleri gibi her yere
dağılmışlardır.Türkiye'nin her yerdedirler. Savaşla beraber tespihin ipi
bağlanır. Görev alırlar. Karı-koca aynı birimdedirler ama birbirlerinden
haberleri yoktur. Herkes kendi görevini yapar."
Muzaffer Tekin'in Özel Harpçi babası gazeteci dövdü
1960'lı ve 1970'li yılların efsane gazetecisi İlhami Soysal, o dönemde
Masonlar üzerine araştırma yaparken farkına varmadan 1960'lı yılların
başında Özel Harp Dairesi'yle bağlantılı birkaç isim hakkında bilgi
toplayarak açıkladı. Akşam gazetesindeki köşesinde de yüksek rütbeli
komutanlar için lüks köşkler yapılmasını eleştirdi. Aynı dönemde imzasız
tehdit mektupları almaya başladı. Ama yazılarına devam etti. 8 Eylül 1966
sabahı Çankaya'daki evinden çıkan Soysal, Kızılay'daki gazete binasına
gitmek için dolmuş beklemeye başladı. Bu sırada yanına siyah bir otomobil
yanaştı. Soysal'ı çekerek arabaya bindirdiler. İki yüz metre sonra
otomobile iki kişi daha bindi. Soysal'ın yanında oturan kişi, "Sen bizim
büyüklerimizi, komutanlarımızı nasıl tenkit edersin?" diyerek yumruklamaya
başladı. Ankara dışına çıkarak dolaşan araçtakiler, kan içinde kalan
gazeteciyi yaralı halde Çayyolu Köyü'nde yol kenarına bıraktılar.
Gazetelerin olayın üstüne gitmesi üzerine İlhami Soysal'ın kimler
tarafından dövülüp yol kenarına atıldığı ortaya çıktı: Soysal'ı dövenler,
Yarbay Raci Tekin, Astsubay Başçavuş Yüksel Aşçıoğlu ve Astsubay Sadık
Görmez'di. Üçü de Özel Harp Dairesi'nde görevliydiler. Otomobil de Raci
Tekin'e aitti. Ama ne otomobili ne de kendisi bulunabiliyordu. Daha sonra
Raci Tekin'in, Özel Harp Dairesi'nin Kıbrıs'taki uzantısı TMT'de görev
yapması için Kıbrıs'a görevlendirildiği ortaya çıkacaktı. Dayakçılar delil
yetersizliğinden beraat ettiler. İlhami Soysal'ı döven Raci Tekin, 2006
Yılında Danıştay'a yapılan silahlı saldırıya ve Cumhuriyet gazetesine
bomba atılmasına adı karışan emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin'in babasıydı.
Muzaffer Tekin, geçtiğimiz haziran ayında Ümraniye'de bir gecekonduda ele
geçirilen bombalarla ilgili olarak tutuklandı.
Doğan Öz'ün öldürülmesi
Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz, görevi gereği ülkücülerin
işlediği cinayetlerden yola çıkarak kontrgerilla üzerinde araştırmalar
yaptı. Amacı bu örgütle bağlantılı yapılar ve kişiler hakkında büyük bir
dava açmaktı. Bunun için ulaştığı bilgileri 1978 yılında ön rapor haline
getirdi ve bu raporu Başbakan Bülent Ecevit'e sundu. Bir ay sonra da
uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Öz'ün katilinin dönemin en
aktif ülkücülerinden İbrahim Çiftçi olduğu tespit edildi. Suçunu itiraf
eden Çiftçi, idam cezasına çarptırıldı.
Ancak Askeri Yargıtay kararı bozdu. Mahkeme, daha sonra üç kez daha
Çiftçi hakkında idam kararı verdi. Ama Askeri Yargıtay her defasında
kararı bozdu. Sonunda da Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, Çiftçi'nin
beraatının gerektiğine karar verdi. Dosya yeniden Ankara 1 No'lu Askeri
Mahkemesi'ne geldi ve mahkeme, 25 Haziran 1985'te şu kararı verdi: "Sanık
Çiftçi'nin maktul Doğan Öz'ü taammüden öldürdüğü mahkememizce sabit
görülmüş, ancak Askeri Yargıtay Daireler Kurulu'nun bozma ilamına
uyularak, sırf bu hukuki zorunluluk nedeniyle sanık İbrahim Çiftçi'nin
beraatına karar verilmiştir." Mahkeme, İbrahim Çiftçi'nin Doğan Öz'ün
katili olduğunu kabul ediyor ama ceza veremiyordu. Çiftçi tahliye edildi.
Ecevit Kılıç/Sabah