ISTE CANKKALE SAVASININ CIKIS SEBEBI!
http://www.heddam.com/Haber.asp?HaberKimlik=504 den
alintidir.

Tarih, olayları gerçekçi ve dürüst bir şekilde yansıttığı zaman, gelecek
nesillere ışık tutabilir.Ve ders alınacak tarih, ancak gerçeklere sadık
kalınarak dürüstçe yazılmış tarihten alınır.
Herkesin bildiği Avustralyalılar ile Türkler arasındaki savaş, aslında
Çanakkale’de değil,1 Ocak 1915 de Broken Hill kasabasında başladı daha sonra
Çanakkale’ (Gelibolu) de devam etti.Ancak Avustralya ile Türkiye arasında
dostluğa dönüşen Çanakkale savaşının öncesi bir Brokel Hill olayı vardır ki
hayli ilginçtir.Ne yazık ki hiç bir tarihçi veya bir yetkili, aslında bir savaş
olan bu olayın nedenini merak ederek araştırmadı bile..
Türklerle Avustralyalılar arasındaki ilk savaş diyeceğimiz ve Avustralya
tarihinin en garip olaylarından biri olan Broken Hill olayı-savaşı, yıllar önce
bu ülkeye gelen ve Broken Hill adlı kasabada yaşayan Afgan toplumundan (bazıları
Afgan Türkleri diyor) seyyar dondurmacı Gül Muhammed ve kasap Molla Abdullah’ın
Osmanlılar adına Avustralyalılara karşı başlattıkları bir savaştır.
Avustralya’nın İngilizlerin isteği üzerine Çanakkale’ye asker göndereceği
haberini alır Gül Muhammed ve Molla Abdullah.Bu haber iki Afganlıyı üzer daha
doğrusu öfkelendirir. "Ortada hiç bir neden yok iken Avustralyalılar nasıl
olurda savaşmak için Osmanlı topraklarına asker gönderir?" diye düşünürlerken bu
sırada duvarlara "Gönüllü askerler aranıyor" şeklinde ilanlarda asılmaya başlar.
Bu durum karşısında daha fazla dayanamayan iki Müslüman Afganlı tepkilerini
göstermek için sonunda Avustralyalılara karşı savaşma kararı alırlar.
Osmanlı padişahlarının tüm dünya Müslümanlarınca Halife sayıldığı o tarihte Gül
Muhammed ile Molla Abdullah; "Bizim Halifemizin ülkesine nasıl asker
gönderirsiniz? Biz size gösteririz!" düşüncesiyle olacak, silahlarını kuşanıp,
yılbaşı (1 Ocak 1915) eğlence pikniğinden trenle kasabaya dönen halka,
ellerindeki silahlarla ateş açarak saldırı başlatırlar.
Bu iki savaşçı dondurma arabasını da kendilerine siper yaparak, piknikten
dönecek içinde binden fazla insanın bulunduğu treni uygun bir yerde beklemeye
başlarlar..Sonuçta piknik dönüşü kasabaya dönmekte olan tren kendilerine
yaklaşınca "Allah ! Allah!.." sesleriyle trendeki insanlara ateş ederler.
Beklenmedik bir anda kurşun yağmuruna tutulan kasaba halkı, neye uğradıklarını
bilmeden şaşkın bir vaziyette feryada başlarlar.Bu ani saldırı karşısında
bazıları vagonları kendilerine siper yaparlarken,bazıları da trenden atlayarak
kaçmaya başlarlar. Kendilerini koruyamayanlar ise atılan kurşunlarla
yaralanırlar.
Ortalık tam bir savaş alanına, barut dumanı ve kan gölüne dönüşür. Bir ara
fırsat bulan makinist treni hızla olay yerinden-savaş alanından uzaklaştırarak
kasabaya döner.
Olay kasabada yayılır ve polis,Avcılar kulübü üyeleri ve silahlı halktan oluşan
500 kişilik silahlı topululuk Gül Muhammed ile Molla Abdullah’ın peşine düşer.
Trenin gitmesi sonrası dondurma arabasını bırakıp, kasaba dışında saklanacak bir
yer bulmak için olay yerinden uzaklaşırlar.
Kasaba dışında yaşlı bir Avustralyalıya ait eski bir kulübe gören iki kafadar
burada saklanmak ister ama olaylardan habersiz kulübenin yaşlı sahibi bu iki
insanı silahlı görünce gözü pek tutmaz ve içeri almadığı gibi kapıyı da
yüzlerine kapatır.Buna sinirlenen savaşçılar kendisine bir el ateş ederek yaşlı
kulübe sahibini yaralarlar.
Savaşçılar bu defa kasabanın Batı bölümünde şimdi "Türk kayası" diye anılan eski
adı "Beyazkaya" olan büyükçe bir kayayı kendilerine siper yaparak beklemeye
başlarlar. Çünkü o bölge düz araziden oluştuğu için kolayca görülüp
öldürülebileceklerini düşünürler. Zaten cephaneleri azalmış,yiyecek,içecekleri
de bitmek üzeredir.
Çok geçmeden silahlı halk ve polisler iki savaşçının yerini bularak saldırıya
geçtiklerinde ilk elde polis şefi yaralanır.Bu sırada çapraz ateşe geçen polis
ve halktan atılan kurşunlarından biri,bahçesinde odun kesmekte olan yaşlı bir
Avustralyalının da ölümüne sebep olur.
Bu karşılıklı atışlar sonucunda Gül Muhammed olay yerinde, Molla Abdullah ise
ağır yaralı olarak hastaneye götürülürken yolda şehit olur.
Olay sonrası galeyana gelen halk öfkelenir ve bir maden kasabası olan Broken
Hill’de yabancılara karşı da tepki ve göstermeye başlarlar.
Hatta Alman kulübü ateşe verilir,kasaba dışındaki olaylardan habersiz deve ile
nakliyat yapan Afganlıların kamplarına da saldırı düzenlerler..
Kasabada o tarihte yayınlanan mahalli gazetelere,belgelere baktığımızda, 1 Ocak
1915 tarihindeki ilk Türk-Avustralya savaşında, dördü Avustralyalı olmak üzere
Gül Muhammed ve Molla Abdullah ile beraber altı kişi hayatını kaybederken yedi
kişide yaralanır.
Bu Avustralya ile Türkiye arasındaki ilk savaş daha sonra Çanakkale (Gelibolu)
de devam eder..
"Şehit Anıtı mı - Dostluk Anıtı mı olsun?"
1997 yılında Canberra’da Büyük Elçilik yapan aynı zamanda Araştırmacı-Yazar olan
Bilal Şimşir, bu Broken Hill olayı üzerinde durur ve bu iki Afganlı için
vuruldukları Türkkayası denilen kayanın, yapılacak bir düzenleme ile "Türk
Şehitlik Anıtı" haline getirilmesini ve bu anıta Atatürk’ün Anzac askerleri için
söylediği sözlerinin bir plaket halinde konmasını düşünür.
Çünkü "Türkler, Avustralyalıların Çanakkale’de (Gelibolu) ölen Anzac askerleri
için bir anıt yapmalarına müsaade ettiğine göre Türkler için şehit olan bu iki
insanın anısına neden bir anıt yapmayalım ki.." diye düşünür Büyük Elçi Bilal
Şimşir.
Bu düşünceden hareketle yola çıkan Şimşir, düşüncesini Avustralya Dışişleri
bakanlığına iletir ve bu arada Türk toplumundan da destek ister. B.Elçi Bilal
Şimşir’in müracaatını bakanlık Broken Hill kasabası belediyesine ileterek görüş
ister.
Bu konudaki yazışmalar devam ederken ne yazık ki, tarihine ve şehitlerine
saygısız bir kısım Türkler, Avustralyalılardan önce bu anıt yapma fikrine karşı
çıkarlar!..
Hatta bazı Türkler öyle fanatikleşir ki,vatanlarına haksız yere savaşmaya giden
zihniyete karşı canlarını veren bu iki insana "eşkıya" gözüyle bakarlar !.
Fanatik Türklerin anıtın önlenmesi yani yapışmaması için karşı beyanları devam
ederken, Broken Hill kasaba belediye meclisi konuyu tartışır ve Şehitler Anıtı
yerine Gelibolu’dan başlayan Türk Avustralya dostluğu göz önüne alınarak
yapılacak anıtın, şehitlik değil de "Türk-Avustralya Dostluk Anıtı" adını
almasının daha uygun olacağı kanaatine varır.
Ama yukarıda da değindiğimiz içimizdeki kraldan çok kralcılar-fanatikler
yüzünden adı ne olursa olsun bu anıt işi yarım kalır.
Kendi insanından böyle beklenmedik tepkilerin gelmesi sonucu,yazdığı tarih
kitaplarıyla da tanınan B.Elçi Bilal Şimşir’i büyük bir üzüntüye sevk eder ve
çalışmalarından vazgeçer.
Avustralya ve Yeni Zelanda’nın garip istekleri !
Yazar Ergun Göze’nin 23-24 ve 26 Eylül tarihli yazılarından, Avustralya ve Yeni
Zelanda Başbakanlarının Gelibolu’daki 300 dönümlük bir araziyi Türkiye’den
resmen istediklerini,o toprakların kendi kontrollerinde olmasını arzuladıklarını
öğreniyoruz.
Silahla alamadıkları topraklardan bir kısmını şimdi bu iki ülke Lozan
Antlaşmasında yer alan bazı maddeleri ileri sürerek hak sahibi olduklarını ifade
eder bir tavır içine girmişler !
Her iki Başbakan konuyla ilgili ilk resmi müracaatlarını 2003 ve 25 Nisan2005
tarihinde de ikinci defa yapıyor bir an önce de cevap bekliyorlar!
Orman ve Çevre Bakanlığınca Milli Park olarak ilan edilen bir arazi üzerindeki
bu garip istek, anında reddedilmesi gerekirken Dışişleri Bakanlığınca her halde
gereğinin yapılması amacıyla olsa gerek Orman ve Çevre Bakanlığına iletiliyor.
Bu hareketleriyle; "Sen AB’ye gireceğiz diye Avrupalıların her isteğini yerine
getiriyorsun.Şimdi de bizim isteklerimizi yerine getir bakalım!" diyor el oğlu
bir yerde…
TRT BELGESELİNİ YAPMALI
Avustralyalılarla Türkler arasındaki bu ilk savaşın bir belgesel haline
getirilmesi konusunda şahsen TRT’yi defalarca uyardım.
Yazılı müracaat yaptım.Yurtdışı Yayın Müdürüyle konuştum;
"Fevkalâde güzel, tam belgesel olacak bir konu" dediler ama halâ bir netice
yok!..
Bekliyoruz, belki yetkililer de TRT’ye bir uyarı da bulunurlar.
Hulusi ŞENEL
hulusisenel@yahoo.com