M.F. GULEN BAHAI IMIS!
http://www.turksolu.org/89/kapak89.htm den alinmadir.
Semih Tufan Gülaltay:
"Fethullah Müslüman Değil,
Bahailerin lideri"
Fethullah-Bahaîlik ilişkisi
Semih Tufan Gülaltay, İleri Yayınları’ndan çıkan “Fethullah Müslüman mı”
kitabında Fethullah Gülen’i farklı bir açıdan inceliyor. Kendi kaleminden
okuyalım:
“Bu kitaptaki ana mevzu, Fethullah’ın rejim düşmanlığı ya da ABD adına
yüklendiği misyon değil... Ben O’nun İslamiyet’in içine sokulmuş bir Truva atı
olup olmadığını sorguluyorum. O bir Truva atı mıdır? Fethullah Bahaîler’in gizli
lideri midir? Amaç İslam dinini tahrif etmek midir? Gerçek ve halis müslüman
kitlemizi Fethullah’tan nasıl koruyabiliriz? Ve benim için işin en önemli yanı
21. asrın en büyük dinamik gücü olan Türkçü gençliğin Türk-İslam sentezi adı
altında kandırılmasının önüne geçme yollarının ortaya konmasıdır... Nurculuğun
Türk milliyetçilerinin sırtına basarak Tevrat ittifakı kurmasının önüne geçmek,
Orta Asya’da misyonerlik okulları açarak İngilizceyi Orta Asya’da tek dil haline
getirme çalışmalarına artık dur diyebilecek miyiz?
Fethullah’ın birinci gayesi Türk devletini ele geçirmek, ikinci gayesi ise,
geçmişin intikamını almak için İran’ı istila edip İran’la harbe girmektir... O,
bu operasyonda Turancıları kullanmayı düşünüyor... Bütün Türk dünyasını ele
geçirdikten sonra ise önce aldatmaca bir dinler diyalogu oluşturacak sonra da
gerçekte bir Tevrat ittifakı olan Bahaîliğe geçiş sürecini başlatarak bütün
dünya dinlerini Bahaîlik altında birleştirme sürecini başlatacaktır... Son
merhalesi Fethullah’ın “mesih” ilan edilerek dünya peygamberliğine adım
atmasıdır...”
Kitapta Gülaltay, Fethullahçılığın kökeni İran’a uzanan Bahaîlik tarikatının bir
kolu olduğunu ve Gülen’in Bahailiğin günümüzdeki lideri olduğunu iddia ediyor.
Gülaltay’a göre, Bahaîlik sıradan bir tarikat veya cemaat değildir. Hatta
Bahaîlik İslam içinde bir mezhep de değildir. Bahaîlik, 3 büyük dini,
İslamiyeti, Hıristiyanlığı ve Museviliği tek bir pota altında birleştirmeye
çalışan bir dinlerüstü mezheptir. İran’da İslam öncesi geleneklerini sürdürmek
isteyen ve bu nedenle İslamiyeti diğer dinlerle birleştirmeye ve tahrif etmeye
çalışan çeşitli tarikatlara dayanmaktadır. Bahaîliğin ortaya çıkışını 800’lü
yıllara kadar götüren Gülaltay’a göre Fethullah’ın Müslümanlık anlayışının
ardında aslında kökeni İran’a dayanan bu İslamdışı tarikatlar vardır.
Dolayısıyla Fethullah’ın ne kadar Müslüman olduğu sorgulanmalıdır.
Gülaltay kitabında, İran’daki Batınî mezheplerinin her birinin ortaya çıkışını
ve birbirini nasıl takip ettiğini anlatıyor ve bu mezheplerin neden İslamdışı
sayıldığını örnekleriyle okuyucuya sunuyor. Gülaltay, İran’daki İslamdışı
mezhepleri Mazdek’le başlatıyor. Sonra sırasıyla, Hürremiye Mezhebi, Babek,
İsmailiye ve Hasan Sabbah, Hurufîler, Cavidaniye, Babilik, Bahaîlik...
Gülaltay’a göre bu mezhepler farklı isimler taşımalarına karşın aslında aynı
mezhebir devamıdır. Çünkü, sık sık İran Devleti’ne ve Halifeliğe karşı ayaklanan
bu mezhepler, başarısız olunca yollarına devam edebilmek için isim
değiştirmiştir. Yoksa eylemleri de inançları da farklı değildir.
Bu tarikatların kısa bir tarihin sunduktan sonra Fethullah’ın bu tarikatlarla
bağlantısını yapıtlarından örneklerle açıklanıyor. Örneğin Batınî tarikatlarının
en önemli özelliği yasak kimliklerini saklayarak takiyye yapmalarıdır.
Gülaltay’a göre, Batınîler takiyye yaparak gerçek inançlarını gizlerler,
Müslümanlarla kaynaşırlar ve devleti içten içe fethetmeye çalışırlar. Aynen
Fethullahçılar gibi...
Batınîlerin Kitabün Nur’undan Saidi Nursi’nin Risale-i Nur’una
Öncelikle Batınîler, şeyhlerinin kitabını Kuran yerine kabul ederler.
Cavidanîyeler, şeyhleri Fazlullah’ın Cavidannamesi’ni, Babiler ise şeyhleri
Muhammed Bab’ın kitabı Kitab-ün Nur’u Kuran kabul ederler. Ne hikmetse, Saidi
Nursî’nin Risale-î Nur’u isim olarak ve cemaatin gösterdiği saygı bakımından,
içerik olarak, Kitab-ün Nur’a çok benzemektedir. Türkiye’deki Nurculara göre,
Kuran anlaşılması zordur, bu nedenle müritlere Nur Risaleleri önerilir.
Risalelere adeta ikinci bir Kuran mualemesi gösteren Fethullah, Gülaltay’a göre
bu şekilde Müslümanlığa da aykırı hareket etmiş olmaktadır. Gülaltay,
Fethullah’ın şu sözüne dikkat çekiyor: “İlimler sahasında meselenin temel
esprisini ise Bedîüzzaman’ın mülahazasında buluruz. Şöyle der o: Allah’ın iki
kitabı vardır. Biri kainat kitabı, diğeri Kur-an’ı Kerim.” Gülaltay’a göre
Fethullah Gülen, “Kainat kitabı” derken Risaleleri kastetmektedir. Gülaltay,
buna benzer pek çok örneği kitabında veriyor ve Nurcuların Risaleleri öne
çıkarmasının nedeninin Kuran’ın geçerliliğini ortadan kaldırmak olduğunu
söylüyor.
Fethullah isminin kaynağı Gülen’in kimliğini ele veriyor
Fethullah Gülen’in isminin kaynağı da gizli kimliğinin bir başka göstergesi.
Gülen’in ismi 1844 yılında İran Şahı’nı öldürmeye kalkışan bir Bahaî fedaisinden
gelmektedir: Fethullah Kamî. Fethullah Gülen’in ailesinin İran’dan göçme
olduğunu da ortaya koyan Gülaltay, Bahaîlikle bir başka bağlantısını daha ortaya
çıkarmaktadır.
Fethullah’ın rumuz olarak kullandığı isimler de eski Bahaî kahramanlara atıftır.
Örneğin, “1982 yılının sonlarında DGM savcılığının hakkında başlattığı
soruşturmada, Fethullah’m Dahhak kod adını kullanarak kitap yazdığı tespit
edilmiş. Bilindiği üzere Dahhak İran mitolojisinde, İran’ı istila edip İran Şahı
Cemşit’i testere ile ortadan ikiye böldürten, İran halkına işkenceler, eziyetler
yapan bir adammış. İran halkı Dahhak-ı Zalim diye andıkları bu gaddar adamın
zulmünden perişan olmuştu.”
Işık evlerinin sırrı: Ev-mabetler
Gülaltay, Babilerin ibadet için camiler yerine evleri tercih etmesiyle
Fethullahçıların Işıkevleri arasında da bir bağlantı kuruyor: “Babiler, camilere
gitmez, cemaatle namaz kılmazlardı. Bunun yerine evlerde toplanmayı tercih
ederlerdi.” Ardından Nur evleriyle ilgili Fethullah Gülen’in şu sözlerine dikkat
çekiyor: “Bu ışık evlerinin kendine has özellikleri vardır... Yüreği pek, imanı
çelik insanların yetiştiği kutsal mekanlardır... Artık geçmişte camide yapılan
dini ruhunun müzakereleri bu evlerde biraraya gelinerek yapılacaktır.” Ve
Gülaltay nur evlerinin İslamdışı olduğunu şu şekilde anlatıyor: “Anlaşılacağı
gibi Fethullah Gülen, bundan sonra caminin önemli olmadığını söylüyor. Çünkü
büyük ustası Kürt Sait de camiye girmezdi. Buradaki amaç ise İslam’ın
birliktelik ve cemaat ruhunu yıkmaktır. Kurretü’l-Ayn’ın ve Babi şeyhlerinin
vaaz verdiği yerler camiler değildi. Fethullah’ın tabiriyle nur evleriydi. Yine
aynı Fethullah, Yeşeren Düşünceler isimli kitabının 164. sayfasında ev-mabet
[adıyla] bu ışık evlerini tarif ediyor. Ev-mabet terimi Bahailik dininde mabede
verilen addır. Bahailerin mabedlerine ev-mabet adı verilir.”
Gülen’den Bahailere gizli övgüler
Gülaltay, Fethullah’ın kitaplarında Bahaîlere nısal gizlice övdüğünü de ortaya
çıkarıyor. Örneğin, Fethullah’ın Hz. Muhammed’i anlattığı sanılan kimi
yazılarında aslında Bahaîlerin lideri Molla Muhammed Ali’yi andığını aktarıyor:
“Dostların vefasızlığına, düşmanların ardı arkası kesilmeyen istila ve
ifsatlarına uğramasaydı, kim bilir daha neler yapacaktı? Keşke, bu mübarek
dünya; duygu, düşünce, anlayış ve hayat felsefesiyle hiç değişmeseydi. Onun
yiğitliği, sadeliği ve mertliği bu güne kadar dipdiri kalabilseydi. Keşke O
muhteşem saray ve yüksek kasırların altın yaldızlı kubbeleri altında, baygın ve
mahmur dolaşan hasım dünyanın, talihsiz insanlarının durumuna düşmeseydi.”
Gülaltay, bu alıntıda önemli bir çelişkiyi yakalıyor: “Yukardaki metinde
anlatılan kasır ve saraylar dönemin İran Şah’ının saraylarıdır. Çünkü Hz.
Muhammed devrinde Arabistan’da ne kasır vardı ne saray.”
Gülaltay, bu konuda daha pek çok örnek yakalamış. Gülaltay’a göre, baskı ve
zulüm gören insan tasvirleri sanılanın aksine Hz. Muhammed dönemi yaşamış
Müslümanlar değil, başarısız ayaklanmalardan sonra yurttan yurda göçürülen
Bahailerdir. Örneğin, 1868’de Bahaîler sürgüne gönderilir. Fethullah Gülen’in
kitaplarında anlattığı ömür boyu süren büyük göç aslında Bahaîlerin sürgünüdür.
Gülaltay’a göre bahsedilen göç sanıldığı gibi Mekke’den Medine’ye Hz.
Muhammed’in hicreti değildir.
Başka bir yerde ise Fethullah şöyle diyor: “Bir başka defasında da seni
kardeşinle konuşmaktan men etmişlerdi. Hani o güne kadar, bir lahza kendisinden
ayrılmadığın kardeşinle konuşmaktan... Savaş meydanlarında omuz omuza, yemek
sofralarında diz dize oturduğun kardeşinle konuşmayacaktın.” Gülaltay’a göre
burada kastedilen de yine Bahai liderleridir. Çünkü Müslümanların tarihinde
kardeşiyle konuşmaktan men edilme gibi bir cezalandırma söz konusu edilmemiştir.
Halbuki Abdülaziz’in bir fermanında, Bahaullah’ın çocukları birbirleriyle
konuşmamaları kaydıyla sürgüne gönderiliyordu. Fethullah’ın uğruna gözyaşı
döktüğü işte bunlardır.
Fethullahçılıkla Bahaî inanışları arasındaki paralellikler
Gülaltay’ın bulduğu çeşitli paralellikleri şöyle sıralayabiliriz:
- Bahaîler cenazelerini İslam inanışının tersine, mermer lahitler içinde
gömerler. Saidi Nursî de vasiyetinde cesedinin lahitin içine konulmasını
istemiştir.
- Bahaîlerde ibadete başlama yaşı 16’dır. Fethullah Gülen de bir kitabında şöyle
demektedir: “16 yaşıma kadarki dönemi çocukluk dönemi sayıyorum.”
- Bahaîlikte el öptürmek kesinlikle yasaktır. Fethullah Gülen de el öptürme
konusunda şöyle diyor: “Fevkalade rahatsızlık duyuyorum. El öptürme prensibim
hiç yoktur.”
- Bahaîler, camiye girmez, cemaatle namaz kılmaz. Sadece cenaze namazı kılarlar.
Gülaltay’a göre, Fethullah Gülen’in de cenaze namazı dışında camiye girip namaz
kıldığını şu ana kadar kimse görmemiştir.
- Bahaîlikte kurban kesilmez. Ünlü Fethullahçı bilim adamlarından birisi de
katıldığı bir tartışma programında kurban kesmeyi hapvan katliamı olarak
nitelendirmiştir.
- Bahaîlikte, herkes malının yüzde beşini, toplumun başında bulunan 19’lar
heyetine vermek zorundadır. Fethullahçı organizasyon ve vakıfların başındaki
yönetim kurulu da 19 kişidir.
Fethullah ile Bahaîler arasındaki bir başka somut bağlantı ise Saidi Nursi’nin
hayatından alınmaktadır. Saidi Nursi, Gülaltay’ın ortaya çıkardığına göre, İran
Şahına suikast düzenleyen Babilerin şeyhlerinden Celaleddin Afgani’nin İran’dan
kaçıp Abdülhamit’in himayesine girmesi sırasında kuryelik etmişti. Saidi Nursî,
yine bir başka Bahaî tetikçi Kirmani’yi de İran-Türkiye sınırında karşılayacak
ve İstanbul’a kadar kendisine eşlik edecekti.
Gülen’in sözlerinde gizli anlamlar
Fethullah’ın eserlerinde gizli gizli Bahaîlik propagandası yaptığını da Gülaltay
çeşitli örneklerle açıklıyor:
Kapı: Bahaî mezheplerinden Babiliğin kurucusu Muhammed Bab’tır. “Bab”
kelimesinin bir anlamı da “kapı”dır.
“Ulu sultan! Canlı-cansız, insan-hayvan, (..) her şey varlığını soluklar.”:
Gülaltay bir başka bölümde ise Gülen’in bu sözündeki gizli anlamı ortaya
çıkarıyor: Ulu Sultan kelimesi Bahaî Şeyhi Bahaullah’a atfedilmiştir.
Hayvanları, eşyaları bile Allah’ın kulları olarak kabul eden ise Muhammed Bab’ın
hocası Kazım-ı Reşdi’dir.
Nebiler Sultanı: Gülaltay, Fethullah’ın sık sık kullandığı “Nebiler Sultanı”
teriminin de karşılığını buluyor. Gülaltay’a göre, Fethullah’ın burada
kastettiği Hz. Muhammed değil, Bahaullah’tır. Çünkü, Bahaullah’ın lakabı
döneminde “Sultan”dır.
Nur Asrı: Muhammed Bab’ın Kitabün Nur ile Babiliği yaydığı ilk yıllara da Nur
asrı denmektedir.
Timur ve Cengiz düşmanlığı: Fethullah bir kitabında şöyle diyor: “Allah bir
zamanlar Cengiz, Hülagü ve Timurlenk’in eliyle hırpaladığı ve ikaz ettiği İslam
alemini bugün de Batılılar vasıtasıyla hırpalayıp ikaz etmektedir...” Gülaltay,
Fethullah Cengiz, Hülagû ve Timurlenk’e karşı olmasını bu hükümdarların
Bahaîlerin önemli önderlerini öldürmüş olmasına bağlıyor. Cengiz Han’ın oğlu
Hülagû, Hasan Sabbah’ı; Timurlenk’in oğlu Miranşah ise Fazlullah’ı öldürmüştü.
“Dönmezem” ve “mum gibi yanıp erimek”: Bu kelimeleri de Fethullah sık sık
kullanmaktadır. Örneğin: “Çevresinde kol gezen tehlikelere aldırmadan, yüce
derslerine devam eden ve hakkında bayağıların bayağısı hükümler kesilip
biçilirken. ‘Hançer ile yüreğimi yar! Senden dönmezem’ diyerek hakikati haykıran
büyük muzdariplerin ‘Evet hep böyle ızdırap gören ızdırap düşünen ve bir mum
gibi yana yana eriyip giden, bu yüce kametlerin arkasında yürüyenler hiçbir
zaman aldanmadılar ve hiçbir zaman hayal kırıklığına uğramadılar.’” Tahran
Kalesi’nde infaz edilmeden önce “Dönmezem” diye bağıran Bahaîlerin ünlü kadın
kahramanı Kurretül-Ayn’dır. O dönem Bahaîlere yapılan işkenceler arasında en
yaygın olanı da vücutları hançerle yarıp içlerine mumlar sokulmasıydı.
Fetret Devri ve Rönesans: Fetret devri derken kastedilen Bahailerin yaşadığı
uzun sürgün dönemidir. Yeniden diriliş ise Bahaîlerin öğretilerini tüm dünyaya
kabul ettirmeleri demektir. Örneğin: “Bu ise uzun bir fetretten sonra, bu
mazlumlar ülkesinin yeniden dirilişi ve “Rönesansı” demektir. Kimbilir, belki o
zaman batmak üzere olan dün-yanın diğer kesiminin elinden tutup kaldırma fırsatı
doğar.”
Kendini peygamber gören Gülen
Bahaîlerin bir başka propagandası şeyhlerinin peygamber olduğudur. Bahai
şeyhleri kendi peygamberlikleri altında tüm dünya dinlerini bir arada toplanmaya
çağırırlar. Gülaltay, Fethullah’ın kimi yazılarında satır aralarında kendi
peygamberliğini nasıl savunduğunu göstermektedir:
“Allah, elbette insanları da peygambersiz bırakmayacaktır.”
“İnsanlar, akıllarıyla kainatta cereyan eden hadiselere bakıp, Allah’ı bulsalar
bile yaratılışlarındaki gaye ve hikmeti, nereden gelip, nereye gittiklerini ve
ibadetlerinin keyfiyetlerini peygambersiz bilemezler.”
“Hilafete giden yol herkese açıktır.”
“Hak için halkın temsilcisi demek, peygamber mesleğine talip olmak ve onu temsil
etmek demektir. Onu yapabilmek için de peygamberane aşk, şevk, gayret, azim,
cehd ve irade gerekir.”
Fethullah görüldüğü gibi yeni peygamberlere ihtiyaç olduğunu ve Allah’ın
insanları peygambersiz bırakmayacağını söylüyor. Halbuki İslam inancına göre Hz.
Muhammed son peygamberdir. Yalnızca bu bile Gülaltay’a göre Fethullahçılığın
İslamdışı olduğunun bir kanıtıdır ve bu propagandanın bir sonraki aşaması
Fethullah’ın kendisini Mesih ilan etmesi olacaktır.
Fethullah’ın Amerikancılığının Bahailikteki kaynağı
Gülaltay, kitabın sonuna doğru Fethullah’ın gerçek amacının dünya çapında bir
Bahaî imparatorluğu kurmak olduğunu ortaya koyuyor. Gülaltay, Avustralya’dan
Afrika’ya Asya’dan Amerika’ya milyonlarca Bahaînin bulunduğunu söylüyor. Bahai
imparatorluğunun işlevi dünya çapında ABD’yi iktidara getirmek olacaktır. Zaten,
Bahailiğin ortak dili de İngilizce olacaktır. Gülaltay’a göre ABD’de bugün 20
milyon Bahaî yaşıyor ve Bahailerin etkinliği oldukça önemli. Zaten Bahailerin
kullandığı ev-mabetlerin kubbeleri de Beyaz Saray’ın kubbesine benziyor.
Fethullah’ın Orta Asya’daki misyonu da bu şekilde ortaya çıkıyor. Gülaltay’a
göre Bahailer dünya çapındaki iktidarlarında İngilizce’yi resmi dil olarakilan
edeceklerdir. Fethullah’ın okullarının tümünde İngilizcenin öğretilmesinin
nedeni olarak bunu gösteriyor. Üstelik Fethullah’ın en etkin olduğu Türk
Cumhuriyetlerinden olan Yakutistan’ın durumunu da Gülaltay’dan öğreniyoruz. Bu
ülkedeki Fethullahçı proje sonunda başarıya ulaşmıştır. Yakutistan’ın resmi dili
İngilizce olarak ilan edilmiştir.
Gülaltay, Fethullah Gülen tehlikesinin uluslararası çapta olduğunu bu şekilde
olduğunu ortaya koyduktan sonra kitabında tüm Türk milletini uyarıyor ve
Fethullah tehlikesi hakkında Devlet üzerine düşeni yapmazsa görevin Kuvayı
Milliyeci Atatürkçülere düşeceğini söylüyor:
“Atatürk ve Kuvayı Milliyeci yiğitlerin kurduğu devlet, hiçbir zaman
sarsılmayacak, bu sarp kale, tunçtan yığınlar halinde omuz omuza yürüyen Türk
gençliğinin sırtında, ulaşılmaz bir kartal yuvası olarak ebediyete kadar var
olacaktır.”